KANUN NO: 1412
CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (*)
Kabul Tarihi: 4 Nisan 1929

Resmi Gazete ile Neşir ve İlânı: 20 Nisan 1929 - Sayı: 1172
3.t. Düstur, c.10 - s.312

(*) I. Bu Kanunda değişiklikler yapılmasına dair 21 Mayıs 1985 tarih ve 3206 sayılı kanunun,

1. 83 üncü maddesiyle:

Bu Kanunla kaldırılan ilk tahkikat hükümleriyle ilgili olarak; diğer kanunlarda geçen "İlk tahkikat" ibaresi "hazırlık tahkikatı" olarak değiştirilmiştir.

Diğer kanunlarda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk tahkikat hükümlerine yapılan atıflar, kamu davasının hazırlanmasına ilişkin hükümlerine yapılmış sayılır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 163 ve müteakip maddelerindeki hükümler, tahkikatı yapmakla görevli kılınanlar tarafından uygulanır.

Diğer kanunların ilk tahkikatın yapılmasını zorunlu kılan hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

2. 84 üncü maddesiyle, 1412 sayılı kanunda geçen aşağıda yazılı terim ve deyimler, karşılarında gösterilen şekilde değiştirilmiştir.

Reisicumhur : Cumhurbaşkanı
İcra Vekilleri Heyeti : Bakanlar Kurulu
İcra Vekilleri Azası : Bakan
Adliye Vekili : Adalet Bakanı
Temyiz Mahkemesi : Yargıtay
Cumhuriyet Başmüddeiumumisi : Cumhuriyet Başsavcısı
Cumhuriyet Müddeiumumisi : Cumhuriyet Savcısı
Maznun : Sanık
Şahit : Tanık
Ehlihibre : Bilirkişi
Vazife : Görev
Selahiyet : Yetki
Hukuku amme davası : Kamu davası
Son tahkikatın açılması : Kamu Davasının açılması
Karar tashihi (Tashihi karar) : Karar düzeltmesi
Zabıt Varakası (Zabıtname) : Tutanak
Esbabı mucibe : Gerekçe
Talik ve Tehir : Ara verme
İstida : Dilekçe
Müstedi : Dilekçe sahibi
Mevkuf : Tutuklu
Tevkif : Tutuklama
Mes'ulü bilmal : Malen sorumlu

II. Bu kanunun 104, 106, 108, 128, 135, 136, 138, 142, 143, 144 ve 146 ncı maddelerinde 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerle 110 uncu maddenin yeni düzenlemesi, bu Kanunun 31 inci maddesi gereğince Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

III. 12 Haziran 1979 günlü 2248 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesi gereğince, bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce asliye ceza ve ağır ceza mahkemelerinde açılmış bulunan kamu davalarına, değişiklik hükmü uygulanmaz.

BİRİNCİ KİTAP

UMUMİ HÜKÜMLER

BİRİNCİ FASIL

VAZİFE

MADDE 1 - Mahkemelerin vazifelerini kanun gösterir.

DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ VE AYRILMASI

MADDE 2 - Murtabıt ceza dâvalarının her biri muhtelif mahkemelerin vazifesi dâhilinde olsa bile bunlar birleştirilerek yüksek vazifelî mahkemeye verilebilir.

Bu mahkeme birleştirilmiş olan ceza dâvalarının ayrılmasına da karar verebilir.

MURTABIT SUÇLAR

MADDE 3 - Bir kimse bir kaç suçla maznun olur veya bir suçtan her ne sıfatla olursa olsun bir kaç maznun bulunursa irtibat var sayılır.

TAHKİKAT SIRASINDA DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ VE AYRILMASI

MADDE 4 - Tahkikata başlandıktan sonra dahi murtabıt ceza dâvalarının birleştirilmesine veya ayrılmasına Cumhuriyet Müddeiumumusinin veya maznunun talebiyle yahut resen karar verilebilir. Bu kararı vermek hakkı yüksek vazifeli mahkemeye aittir.

BİRLİKTE GÖRÜLEN DAVALARDA MUHAKEME USULÜ

MADDE 5 - Dâvaların birlikte görüldüğü meddetçe takip olunacak muhakeme usulü bu dâvaları birlikte gören yüksek vazifeli mahkemenin tabi olduğu muhakeme usulüdür.

ASKERLERİN İŞLEDİĞİ SUÇLAR

MADDE 6 - Asrkerlerin, askerlikten vazifelerine veya suçlarına taallûk etmiyen yahut askerler aleyhine işlenmiş olmıyan suçlarını umumi mahkemeler görür.

Askerlerin vazifelerinden hariç suçlarda asker olmıyanların da alâkaları varsa bu gibi suçların muhakemesi umumi mahkemelerde görülür.

Asker olmıyanların muhakemelerine her halde umumi mahkemelerde bakılır.

RESEN VAZİFE KARARI

MADDE 7 - Dâvaya bakan mahkeme, muhakemenin her hal ve derecesinde dâvayı görmek vazifesi olup olmadığına resen karar verebilir.

İKİNCİ FASIL

SALAHİYET

MADDE 8 - Dâvaya bakmak salâhiyeti; suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.

Teşebbüste son icrai hareketin vuku bulduğu ve mütemadi ve müteselsil suçlarda temadi ve teselsülün bittiği yer mahkemesi salâhiyetlidir.

Suç, dâhilde intişar eden bir matbua münderecatından ileri gelmişse salâhiyet matbuanın neşir merkezi olan yer mahkemesine aittir. (Ek cümle: 3445 - 11.5.1988) Ancak, aynı mevkutenin birden çok yerde basılması halinde, suç, mevkutenin neşir merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, bu suç için mevkutenin basıldığı yer mahkemesi de yetkilidir. (*)

(*) 11 Mayıs 1988 tarih ve 3445 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi gereğince, Türk Ceza Kanununun 480. ve 482 nci maddeleri son fıkralarına uyan suçlardan dolayı açılmış olan davalara, açıldıkları tarihteki usul hükümleri dairesinde bakılmaya devam olunur.

Takibi şikâyetname verilmesine bağlı olan hakaret ve sövme suçlarında matbua tecavüze uğrayan kimsenin ikamet ettiği veya sakin olduğu yerde tevzi olunmuşsa oradaki mahkeme dahi salâhiyetlidir.

HUSUSİ SALAHİYET

MADDE 9 - Suçun işlendiği yer belli değilse maznunun yakalandığı yer ve yakalanmamışsa ikametgâhı mahkemesi salâhiyetlidir.

Maznun Türkiye'de ikamet etmiyorsa salâhiyet, maznunun Türkiye'de en son sakin olduğu yer mahkemesinindir.

İşe bakacak mahkemenin bu suretle dahi tâyini mümkün olmazsa muhakeme usulüne ait ilk muamelenin yapıldığı yer mahkemesi salâhiyetlidir.

YABANCI MEMLEKETTE İŞLENEN SUÇLARDA SALAHİYET

MADDE 10 - Yabancı memlekette işlenen ve Ceza Kanununun 4, 5, 6, 7 ve 8 inci maddeleri hükmünce Türkiye'de takibi lâzımgelen suçlarda dahi salâhiyet, bundan evvelki maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göre tâyin olunur.

Bununla beraber Cumhuriyet Müddeiumumisinin veya maznunun talebi üzerine Temyiz Mahkemesi suçun işlendiği yere daha yakın olan yer mahkemesine salâhiyet verebilir.

Bu gibi suçlarda maznun Türkiye'de yakalanmamışsa veya Türkey'de ikamet eylediği veyahut en son sakin olduğu yer yoksa salâhiyetli mahkeme, adliye Vekilinin talebi ve Cumhuriyet Başmüddeiumumisinin müracaatı üzerine Temyiz Mahkemesi tarafıntan tâyin olunur.

Yabancı memleketlerde bulunupta muafiyet imtiyazlarından istifaden eden Türk memurlarının şahsi suçlarından dolayı salâhiyetli mahkeme; Ankara mahkemesidir.

MADDE 11 - (Değişik: 6763 - 29.6.1956) Suç açık denizlerde veya yabancı liman ve kara sularında Türk Bayrağını taşıyan deniz veya hava nakil vasıtalarında veyahut böyle bir nakil vasıtasiyle işlenmiş bulunursa suçun işlenmesinden sonra vasıtanın Türkiye'de ilk uğradığı yerin veya bağlama limanının mahkemesi salâhiyetlidir.

MURTABIT SUÇLARDA SALAHİYET

MADDE 12 - Yukarki maddelere göre her bir muhtelif mahkemelerin salâhiyeti dâhilinde bulunan murtabıt ceza dâvaları bunlardan birine bakmağa salâhiyetli mahkemelerden herhangi birinde birleştirilerek görülebilir.

Murtabıt ceza dâvalarına başka başka mahkemeler tarafından bakılmağa başlanmış olursa Cumhuriyet Müddeiumumiliğinin taleplerine uygun olmak şartiyle mahkemeler arasında hâsıl olacak uyuşma üzerine bu dâvaların hepsi veya bir kısmı bu mahkemelerin birinde birleştirilebilir.

Uyuşulmazsa Cumhuriyet Müddeiumumisi veya maznun tarafından talep olununca müşterek yüksek vazifeli mahkeme birleştirmeğe mahal olup olmadığına ve mahal varsa hangi mahkemede birleştirileceğine karar verir.

Birleştirilmiş olan dâvaların ayrılması dahi bu suretle olur.

SALAHİYETTE İCABI İHTİLAF

MADDE 13 - Salâhiyet hususunda bir kaç hâkim veya mahkeme arasında icabı ihtilâf çıkarsa müşterek yüksek vazifeli mahkeme salâhiyetli hâkim ve mahkemenin hangisi olduğunu gösterir.

DAVA NAKLİ

MADDE 14 - (Değişik: 3006 - 8.6.1936) Salâhiyetli hâkim veya mahkeme, hukukî veya fiilî sebepler dolayısiyle kaza vazifesini ifa edemiyecek halde bulunan, yahut tahkikatın orada icrası âmmenin emniyeti için tehlikeli olursa yüksek vazifeli mahkeme davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye nakline karar verir.

Amme emniyeti için dava naklini istemek Adliye Vekiline aiddir.

YETKİSİZLİK İDDİASININ ZAMANI

MADDE 15 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Sanığın yetkisizlik iddiasını, duruşmanın başlangıcında iddianamenin okunmasından evvel bildirmesi şarttır.

MADDE 16 - (...) (Madde 16, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

YETKİSİZLİK KARARININ VERİLMESİ

MADDE 17 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Sanığın talebi üzerine yetkisizlik kararı iddianamenin okunmasından evvel verilir. İddianamenin okunmasından sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamıyacağı gibi mahkeme dahi bu hususta resen karar veremez.

YETKİDE OLUMSUZ UYUŞMAZLIK

MADDE 18 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yetkili mahkeme de dahil olmak üzere başka başka mahkemelerce yetkisizlik kararı verilmiş olup da bu kararlar aleyhine Kanun yollarına müracaat imkânı kalmamış ise davaya bakması icap eden mahkemeyi müşterek yüksek görevli mahkeme tayin eder.

YETKİLİ OLMAYAN MAHKEMENİN TAHKİKATI

MADDE 19 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yetkili olmayan mahkemece yapılan tabkikat işleri mücerret yetkisizlikten dolayı hükümsüz sayılmaz.

GECİKMESİNDE ZARAR UMULAN TAHKİKAT

MADDE 20 - (Değişik. 3206 - 21.5.1985) Bir mahkeme yetkili olmasa bile gecikmesinde zarar umulan hallerde, yargı çevresi içinde gerekli tahkikat işlerini yapar.

ÜÇÜNCÜ FASIL

HAKİMİN DAVAYA BAKMAMASI VE REDDİ

HAKİMİN DAVAYA BAKAMIYACAĞI HALLER

MADDE 21 - Hâkim aşağıda yazılı hallerde hâkimlik vazifesini yapmaz:

1 - Suçtan kendisi zarar görmüşse.

2 - Sonradan kalksa bile maznun veya mağdur ile aralarında evlilik veya vesayet rabıtası bulunmuşsa.

3 - Maznun veya mağdurun nesepten veya sebepten usul veya füruu veya bunlarla evlât edinme rabıtası veyahut maznun veya mağdur ile aralarında üçüncü dereceye kadar (Bu derece dâhil) nesepten veya kendisiyle sıhriyetten hâsıl olan evlilik kalmasa bile ikinci dereceye kadar (Bu derece dâhil) sebepten civar hısımlığı olursa,

4 - Aynı dâvada Cumhuriyet Müddeiumumiliği, adliye zabıta memurluğu vazifesini yahut mağdur veya maznunun müdafiliğini yapmış bulunursa.

5 - Aynı dâvada şahit veya ehlihibre sıfatiyle dinlenmişse.

KARARA İŞTİRAK EDEMİYECEK HAKİMLER

MADDE 22 - Aleyhinde kanun yollarından birine müracaat edilmiş olan bir hükme iştirak eyleyen hâkim mafevk mahkemesince bu hükme dair verilecek karara iştirak edemez.

(...) (Madde 22 nin 2. fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

HAKİMİN RET SEBEPLERİ VE KİMLERİN TALEP EDEBİLECEĞİ

MADDE 23 - Hâkimin vazifesini yapmaktan memnu olduğu hallerde reddi istenebileceği gibi bitaraflığını şapleye düşürece diğek sebeplerden dolayı da reddi talep olunabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Cumhuriyet Savcısı, sanık, müdafi, davacı ve müdahil ile vekilleri hâkimi red talebinde bulunabilirler.

Bunlardan herhangi biri tarafından talep olunursa hükme iştirak edecek hâkimlerin isimleri kendilerine bildirilir.

TARAFSIZLIĞINI ŞÜPHEYE DÜŞÜRECEK SEBEPLERDEN DOLAYI HAKİMİN REDDİ TALEBİNİN ZAMANI

MADDE 24 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, mahkemelerde iddianame veya şahsi dava dilekçesi, Yargıtayda duruşmalı işlerde raportör üye tarafından yazılmış olan rapor okununcaya ve duruşmasız işlerde temyiz incelemesi başlayıncaya kadar istenebilir.

Sonradan ortaya çıkan sebeplerden dolayı duruşma bitinceye kadar da hâkimin reddi istenebilir.

HAKİMİN RET TALEBİ NASIL YAPILIR VE USULÜ

MADDE 25 - Hâkimin reddi mensup olduğu mahkemeye verilecek istida ile yahut bu husuta bir zabıt varakası tanzim edilmek üzere mahkeme kâtibine yapılacak beyanla olur,

Reddi talep eden taraf ret sebebini ispat ile mükelleftir. Yemin delil olmaz.

Mahkeme reddi istenilen hâkimden ret sebebi hakkında izahat istiyebilir. Hâkim de ret sebepleri hakkındaki mülâhazalarını bildirir.

HAKİMİN REDDİ TALEBİNE KARAR VERECEK MAHKEME

MADDE 26 - (Değişik 1. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Hâkimin reddi talebine mensup olduğu mahkemece karar verilir. Ancak reddi istenen hâkimin müzakereye iştirak edememesinden mahkeme teşekkül edemezse bu hususta karar verilmesi reddi istenilen hâkim Asliye Mahkemesine mensup ise bu mahkemenin kazası dairesinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesine ve reddi istenen hâkim Ağır Ceza Mahkemesine mensup ise, o yerde Ağır Ceza Mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini takip eden daireye son numaralı daire için bir numaralı daireye; o yerde ağır Ceza Mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde ise, en yakın Ağır Ceza Mahkemesine aittir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Red talebi sulh hâkimi aleyhine olursa mensup olduğu asliye mahkemesi ve tek hâkim aleyhine ise yargı çevresi içinde bulunduğu ağır ceza mahkemesi karar verir. Red olunan hâkim, red talebinin haklı olduğunu kabul ederse red hakkında bir karar verilmez.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Hâkimin reddi talebine esas olan sebeplerin varit olmamasından dolayı talebin reddine karar veren merci, onbin liradan otuzbin liraya kadar hafif para cezasına da hükmeder. Red talebine esas olan sebebin aksi sabit olduğu hallerde hükmolunacak ceza yirmibin liradan aşağı olamaz.

Hükmedilen para cezaları hâkim tarafından istenebilecek hukukî veya cezaî takiblere veya Cumhuriyet Müddeiumumileri tarafından açılabilecek hukuku âmme davasına mani değildir.

RET TALEBİ ÜZERİNE VERİLECEK KARARLAR VE MÜRACAAT EDİLECEK KANUN YOLLARI

MADDE 27 - Reddin kabulüne dair olan kararlar katidir. Reddin kabul edilmemesine dair olan karar aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

(Değişik fıkra: 1696 - 5.3.1973) Hâkimi ret talebinin esassız olduğuna dair son tahkikatta verilecek karar aleyhine ancak hüküm ile birlikte kanun yoluna müracaat olunabilir.

REDDİ İSTENİLEN HAKİMİN YAPABİLECEĞİ MUAMELELER

MADDE 28 - Reddi istenilen hâkim ret hakkında bir karar verilinceye kadar yalnız tehiri caiz olmayan muameleleri yapar.

(Ek fıkra: 2369 - 7.1.1981) Ancak, hâkimin duruşma sırasında reddedilmesi halinde bu ret konusunda bir karar verilebilmesi için duruşmanın tehiri veya taliki gerekse bile o celse duruşmaya devam olunur. Şu kadar ki 251 inci madde uyarınca tarafların iddia ve sözlerinin dinlenilmesine geçilemez ve ret konusunda bir karar verilmeden reddedilen hâkim tarafından veya onun huzuruyla bir sonraki celseye başlanamaz.

(Ek fıkra: 2369 - 7.1.1981) Ret isteğinin haklı olduğuna karar verildiği takdirde geciktirilmesi caiz olmadığından ötürü yapılmış işlemler ayrık olmak üzere duruşmanın ret dilekçesinin verilmesinden sonraki kısmı tekrarlanır.

HAKİMİN RE'SEN RET KARARI VE TETKİK MERCİİ

MADDE 29 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Bir hâkim reddini mucip sebepleri bildirerek davaya bakmaktan çekinirse ret talebini incelemeye yetkili olan merci, bu çekinmenin yerinde olup olmadığına karar verir.

Bu karar hâkimin işten çekilmesini gerektirdiği ve bu sebeple davanın aynı mercide görülmesi imkânsız olduğu takdirde, karar veren merci davayı başka hâkime tevdi veya başka mahkemeye nakleder.

Bazı haller, bir hâkimin hâkimlik görevini yapmaktan memnu olduğu zannını uyandırırsa, aynı merci bu hususu kendiğinden inceleyerek gereken kararı verir.

Bu maddede yazılı hallerde de gecikmesi caiz olmayan işler hakkında 28 inci madde hükmü uygulanır.

RED İSTEMİNİN GERİ ÇEVRİLMESİ

MADDE 29/A - (Ek: 2369 - 7.1.1981) Mahkeme, son tahkikat safhasında ileri sürülen hâkimin reddi istemini aşağıdaki hallerde kabul etmeyerek geri çevirir:

1. Ret isteği zamanında yapılmamışsa;

2. Ret sebebi veya inandırıcı delil gönderilmemişse:

3. Ret isteminin duruşmayı uzatmak amacı ile yapıldığı açıkça anlaşılıyor ise.

Bu hallerde ret isteği, toplu mahkemelerde reddedilen hâkimin müzakereye katılmasıyla, tek hâkimli mahkemelerde de reddedilen hâkimin kendisi tarafından geri çevrilir.

Bu kararlar aleyhine ancak hükümle birlikte kanun yoluna başvurulabilir.

ZABIT KATİPLERİNİ RET

MADDE 30 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Bu fasılda yazılı hükümler zabıt kâtipleri hakkında da uygulanır.

Zabıt kâtibinin reddi veya kendisinin reddini mucip sebepleri bildirerek görevden çekinmesi halinde gereken karar, zabıt kâtibinin yanında çalıştığı hâkim veya mahkeme başkanı tarafından verilir.

Aynı işte zabıt kâtibinin hâkim ile birlikte reddine karar verecek merci, hâkime göre tayin olunur.

DÖRDÜNCÜ FASIL

KARARLAR, TEFHİM VE TEBLİĞ

KARARLARIN NASIL VERİLECEĞİ

MADDE 31 - Dâvaya duruşma esnasındaki kararlar, iki taraf dinlendikten ve duruşma haricindeki kararlar Cumhuriyet Müddeiumumisinin yazılı vey şifahi mütalâası alındıktan sonra verilir.

KARARLARIN YAZILIŞ KEKLİ

MADDE 32 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Bütün hâkimlik ve mahkemelerin her türlü kararları muhalefet şerhleri dahil gerekçeli olarak yazılır. Kararların suretlerinde şerhleri de gösterilir.

KARARIN TEFHİM VE TEBLİĞİ

MADDE 33 - Alâkadar tarafın yüzüne karşı ittihaz edilen kararlar kendisine tefhim olunur ve isterse kararın bir sureti de verilir.

Diğer kararlar tebliğ olunur.

Alâkadar olan taraf mevkuf ise tebliğ edilen varaka talebi halinde kendisine okunup anlatılır.

MÜDDEİUMUMİYE VERİLMESİ İCAB EDİP ETMİYEN KARARLAR VE TEBLİGAT İLE KARARLARIN İFA VE İNFAZI

MADDE 34 - (Değişik: 3006 - 8.6.1936) Tebliğ veya infaz edilecek kararlar Cumhuriyet Müddeiumumisine verilir; müddeiumumi tebliğ veya infaz için icab eden tedbirleri alır.

Mahkemelerin dahilî muamelelerine veya muhakeme celselerinin inzibatına dair kararlar hakkında bu hüküm cari değildir.

(Değişik: 3206 - 21.5.1985) Sulh hâkimi her nevi tebligatı, karar ve ceza kararnamelerini doğrudan doğruya ifa ve infaz edebilir.

TEBLİGAT USULLERİ

MADDE 35 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Tebligat, 7201 sayılı Tebligat Kanunun hükümlerine göre yapılır.

ŞAHİT VE EHLİHİBRENİN ALAKADAR TARAFINDAN DAVETİ

MADDE 36 - (...) (Madde 36, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

NEŞİR VE İLAN SURETİYLE TEBLİĞ

MADDE 37 - (...) (Madde 37, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

MÜDDEİUMUMİYE TEBLİĞ

MADDE 38 - (...) (Madde 38, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

BEŞİNCİ FASIL

MEHİLLER VE ESKİ HALE GETİRME

GÜNLE TAYİN EDİLEN MEHİLLER

MADDE 39 - Gün ile tâyin edilen mehillerde mehlin cereyanını istilzam eden tebliğ veya vakıa günleri hesaba katılmaz.

HAFTA VEYA AYLA TAYİN EDİLEN MEHİLLER

MADDE 40 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Mehil, hafta veya ay olarak tayin edilmişse cereyana başladığı gün, son haftada isim ve son ayda sayı itibarile tekabül eden günün tatil saatinde ve şayed ay sonunda başlayıp da nihayet bulduğu ayda sayı itibarile mukabil gün yoksa ayın son gününde biter.

Son gün pazara veya her hangi bir tatile tesadüf ederse mehil; tatilin ertesi günü biter.

Kendisine mehil verilen kimsenin ikametgâhı muamele yapacağı mahalden uzaksa Hukuk Muhakeme Usulü Kanununun 164 üncü maddesi hükmü tatbik olunur.

MEHLE RİAYET İMKANSIZLIĞI

MADDE 41 - Mücbir sebepler veya beklenilmiyen veya sakınılması kabil olmıyan hâdiseler neticesi olarak, bir mehle riayet imkânsızlığı hâsıl olursa, mehlin bitmesinden hâsıl olacak neticeye karşı eski hale getirme talep olunabilir. Yapılan bir tebliğden kusuru olmaksızın haberdar olamamak keyfiyeti beklenilmiyen ve sakınılması mümkün olmıyan hallerdendir.

ESKİ HALE GETİRME İSTİDASININ VERİLMESİ

MADDE 42 - Eski hale getirme istidası maniin kalkmasından bir hafta içinde verilmek lâzımdır. Bu istida, mehle riayet halinde usule dair muameleler hangi mahkemede yapılacak idise o mahkemeye verilir.

Müsted'i mehle riayet etmemesinin sebeplerini ve delillerini bildirir. Ve usule dair yapmadığı muameleyi istidayı verdiği anda yapar.

ESKİ HALE GETİRME İSTİDASININ MERCİİ VE BU HUSUSTAKİ KARARLAR

MADDE 43 - Mehli içinde usul muamelesi yapılmış olsaydı esasa hangi mahkeme hükmedecek idise eski hale getirme istidası hakkında dahi o mahkeme karar verir.

Eski hale getirme talebinin kabulüne dair olan karar katidir. Ancak reddine dair olan karar aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

ESKİ HALE GETİRME İSTİDASININ KARARA TESİRİ

MADDE 44 - Eski hale getirme istidası kararın icrasını tehir etmez. Ancak mahkeme, icranın tehirine karar verebilir.

ALTINCI FASIL

ŞAHİTLER

TANIKLARIN ÇAĞRILMASI

MADDE 45 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) Tanıklar davetiye ile çağrılır. Davet üzerine gelmemenin kanunî neticeleri davetiyede gösterilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Tutuklu veya acele işlerde, mahkeme davetiye tebliğ ettirmeksizin tanıklar için ihzar müzekkeresi verebilir. Şu kadar ki müzekkerede bu yoldan getirilmenin sebepleri gösterilir ve bunlara mahkemece davetiye ile gelen tanıklar hakkındaki işlemler uygulanır.

Davetiye fiilî hizmette bulunan askerlere bulundukları yerlerdeki askerî makamlar vasıtasiyle tebliğ olunur.

ÇAĞRIYA UYMAYAN TANIKLAR

MADDE 46 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Usulü dairesinde çağrılıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanıklar zorla getirilir ve gelmemelerinin sebep olduğu masraflar ile beraber beşbin liradan onbin liraya kadar hafif para cezasına mahkûm edilirler.

Mazereti kabul olunarak yeniden davetiye ile çağrılması tensip olunan tanıklara para cezası ve masraf hükmolunmaz.

Zorla getirilen tanık, evvelce gelmemesini mâzur gösterecek sebepleri sonradan bildirir ve bu mazeretin doğruluğunu ispat eder delil ve vesikaları gösterirse aleyhine hükmedilmiş olan ceza ve masraflar kaldırılır.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Yukarıdaki fıkralar hükümlerinin tatbikine istinabe olunan hâkim ve naipler ile hazırlık tahkikat esnasında sulh hâkimleri dahi yetkilidir.

Fiilî hizmette bulunan askerler hakkındaki ihzar müzekkeresi askerî makamlar vasıtasıyle infaz olunur.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME HALLERİ

MADDE 47 - Aşağıdaki kimseler şahitlikten çekinebilirler:

1 - Maznunun nişanlısı,

2 - Evlilik bağı kalmasa bile karısı veya kocası,

3 - Maznunun nesepten veya sebepten usul ve füruu yahut üçüncü dereceye kadar (Bu derece dâhil) nesepten veya kendisiyle sıhriyet hâsıl olan evlilik bağı kalmasa bile ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sebepten civar hısımları ve maznun ile aralarında evlâtlık bağı bulunanlar.

Yukarda yazılı kimselere dinlenmezden evvel şahitlikten çekinmek hakları olduğu bildirilir. Bu hakkı istimalden vazgeçenler dinlenirken dahi vazgeçmelerini geri alabilirler.

MESLEK İCABI ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME HALLERİ

MADDE 48 - Müdafiler bu sıfatları ve hekimler ile ebeler sanatları icabında vâkıf oldukları sırlar hakkında şahitlikten çekinebilirler. Ancak sır sahibi muvafakat ederse şahitlikten çekinemezler.

DEVLET ESRARI HAKKINDA ALAKADARLARIN ŞAHİTLİĞİ

MADDE 49 - Devlet memurları memuriyetten çekildikten sonra bile, saklamakla mükellef oldukları vakıalar hakkında sırrın ait olduğu makam âmirinin izni olmaksızın şahit sıfatiyle dinlenemezler.

Bu gibi hallerde İcra Veklilleri âzası hakkında Reisicumhur ve Büyük Millet Meclisi âzası hakkında Meclis tarafından izin verilir.

Şahitlik, Devletin selâmetine zarar verecek derecede olmadıkça bu izin verilir.

Reisicumhur mahremiyeti kendisi takdir eder ve şahitlikten çekinebilir.

Bu hüküm, reisliği zamanında hâdis veya reisliği sebebiyle malûmu olan vakıalardan dolayı eski Reisicumhurlar hakkında dahil caridir.

ŞAHİDİN KENDİ VEYA TAALLUKATI ALEYHİNE ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNMESİ

MADDE 50 - Bir şahit, kendisine sorulan ve vereceği cevap ile kendisini veya 47 nci maddenin 1, 2, 3 üncü fıkralarında gösterilen taallûkatından birinci ceza takibine uğratabilecek suallere cevap vermekte çekinebilir.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME SEBEBİNİN BİLDİRİLMESİ

MADDE 51 - 47, 48, 50 nci maddelerde gösterilen hallerde yapılacak talep üzerine şahit şahitlikten çekilmesinin sebebini bildirir ve bu husus da yeminiyle tasdik olunur.

YEMİN VERİLMEYEN ŞAHİTLER

MADDE 52 - Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:

1 - Dinlenme sırasında on beş yaşını bitirmemiş olanlar, veya akıl ve fehim kuvvetlerinin tekemmül edememesinden veya zayıf bulunmasından dolayı yeminin mahiyet ve ehemmiyeti hakkında kâfi bir fikir sahibi olmıyanlar.

2 - Ceza müddetleri içinde umumi hizmetlerden memnu bulunanlar.

3 - Tahkikatın mevzuu olan vakıalara iştirakten veya yataklıktan maznun veya bu sıfatlardan biriyle mahkûm olanlar.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNMEĞE HAKKI OLAN KİMSENİN ÇEKİNMEMESİ

MADDE 53 - 47 nci madde mucibince şahitlikten çekinme hakkı olduğu halde çekinmiyen şahidin şahitliğinin yemin ile teyidi lâzım gelip gelmiyeceğini hâkim takdir eder. Bununla beraber şahit yemin etmekten çekinebilir. Ve bu hakkı kendisine bildirilir.

ŞAHİTLERİN DENLENMESİ

MADDE 54 - Her şahit ayrı ayrı, ve sonradan dinlenecek şahitler yanında bulunmaksızın dinlenir.

Son tahkikatın açılmasına kadar, tehirinde mazarrat umulan veya hüviyetin tâyinine taallûk eden hallerden başkasında şahitler birbirleriyle ve maznun ile yüzleştirilemezler.

ŞAHİDE VAZİFESİNİN EHEMMİYETİNİ ANLATMA

MADDE 55 - Hâkim lüzum görürse yeminden evvel şahide, ifasına davet olduğu vazifenin ehemmiyetini münasip bir lisanla anlatır.

ŞAHİTLERE YEMİN VERİLMESİ

MADDE 56 - Şahitler ayrı ayrı ve şahitlikten evvel yemin ederler. Bununla beraber icabında ve hele bir kimsenin şahit sıfatiyle dinlenmesi caiz olup olmadığına tereddüt edilirse yemin, şahitliğinden sonraya bırakılabilir.

YEMİN ŞEKLİ

MADDE 57 - Şahide teklif edilecek yemin şahadetten evvel: (Bir şey saklamaksızın ve bir şey katmaksızın kimseden korkmıyarak bir tesire kapılmıyarak bildiğimi namuzum ve vicdanım üzerine dosdoğru söyliyeceğime yemin ederim) ve şehadetten sonra; (Bir şey saklamaksızın, bir şey katmaksızın kimseden korkmıyarak, bir tesire kapılmıyarak bildiğimi namusum ve vicdanım üzerine dosdoğru söylediğime ymin ederim) şeklinde olur. Yemin verilirken herkes ayağa kalkar.

YEMİNİN EDASI VE DİLSİZİN YEMİNİ

MADDE 58 - Şahit yemin şeklini yüksek sesle tekrar ederek veya okuyarak yemin eder.

Okuyup yazmak bilmiyen dilsizler işaretlerinden anlayan bir kimse vasıtasiyle ve işaretle yemin ederler. Okuyup yazmak bilen dilsizler yemin şeklini yazarak ve imzalarını koyarak yemin ederler.

HAZIRLIK TAHKİKATINDA TANIKLARIN YEMİNİ

MADDE 59 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Tanıklara, hazırlık tahkikatı sırasında, Cumhuriyet savcıları ile sulh hâkimleri tarafından dinlenmeleri halinde yemin verilir.

TANIĞIN TEKRAR DİNLENMESİ

MADDE 60 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yemin ile dinlenen tanığın aynı tahkikat sırasında tekrar dinlenmesi gerekirse, yeniden yemin verilmeyip önceki yemini hatırlatılmakla yetinilebilir.

ŞAHİDE İLK DEFA SORULACAK ŞEYLER

MADDE 61 - Şahide şahadetinden evvel adı, sanı, yaşı, işi, (...) (*) ve ikametgâhı sorulur. İktiza ederse şahadetine ne dereceye kadar itimat edilebileceği hakkında hâkimi tenvir edecek hallere mütaallik ve hele maznun veya mağdur ile münasebetlerine dair sualler sorulur.

(*) Madde 61 de yeralan "dini" sözcüğü, Anayasa Mahkemesinin 26 Eylül 1996 tarih ve 22769 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2.2.1996 gün ve E.199525.K.1996/5 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.

ŞAHİDE SÖYLENECEK ŞEYLER VE SORULACAK SUALLER

MADDE 62 - Şahit dinlenmezden evvel hâkim kendisine dâvayı anlatır. Maznun hazır ise onu da gösterir ve şahit, şahitlik edeceği vakıalara at bildiği şeyleri söylemeğe davet olunur. Şahit şahitliğini ederken sözü kesilmez.

Şahitlik ettiği hususu tenvir ve ikmal etmek ve malûmatının müstenit olduğu halleri lâyıkiyle takdir edebilmek için şahide sual sorulabilir.

TANIKLIKTAN VE YEMİNDEN SEBEPSİZ ÇEKİNME

MADDE 63 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Kanunî bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yemin etmekten çekinen tanık bundan doğan masraflara ve 46 ncı madde gereğince para cezasına mahkûm olur.

Bundan başka tanıklığa veya yemine zorlamak için; dinleneceği dava hakkında hüküm verilinceye kadar ve her halde 6 ayı geçmemek üzere tanık hapsolunabilir.

Kabahat davalarında bu müddet altı haftayı geçemez.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Bu tedbirleri almaya istinabe olunan hâkim ve naipler ile hazırlık tahkikatı sırasında sulh hâkimleri dahi yetkilidir.

Bir davanın görüldüğü sırada bu tedbirler alındıktan ve tatbik olunduktan sonra o dava veya aynı işe ait diğer davada tekrar edilmez.

ŞAHİDE VERİLECEK TAZMİNAT VE MASRAFLAR

MADDE 64 - Hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından davet olunan her şahidin, tarifeye göre kaybettiği vakit ile mütenasip bir tazminat istihsaline hakkı vardır. Bu tazminat Devlet Hazinesinden verilir. Şahit hazır olmak için seyahat etmeğe mecbur olmuş ise yol masrafiyle şahitliğe davet olunduğu mahaldeki ikamet masrafını alır.

YEDİNCİ FASIL

EHLİHİBRE VE KEŞİF

EHLİHİBRENİN TABİ OLACAĞI HÜKÜMLER

MADDE 65 - Altıncı faslın aşağıda yazılı maddelere mufayir olmıyan hükümleri ehlihibre hakkında dahi caridir.

BİLİRKİŞİNİN TAYİNİ

MADDE 66 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin rey ve mütalaasının alınmasına karar verilir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez. Bilirkişinin tayini ve üçten fazla olmamak üzere adedinin tespiti hâkime aittir.

Hazırlık soruşturmasında, gecikmede sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı da bu yetkiyi haizdir.

Belli hususlar hakkında rey ve mütalâalarını beyan ile kanun tarafından görevlendirilmiş resmî bilirkişi varsa, hususî sebepler olmadıkça başkası tayin edilemez.

Tedavi ve muhafazaya hükmolunması veya Ceza Kanununun 47 nci maddesinin uygulanması bakımından bilirkişi tetkikatı yaptırmaya hâkimler mecburdur. Bilirkişinin, adlî tabip yoksa, mütehassıs bir hekim olması şarttır.

Hazırlık soruşturmasında muayeneleri icabeden kimselerin muayeneleri, Cumhuriyet Savcılarının talebi ile yapılır.

EHLİHİBRENİN REDDİ

MADDE 67 - Ehlihibre hâkimin reddini mucip olan sebeplerden dolayı reddolunabilir.

Şahitlik ehlihibre olmağa mâni değildir. Ret hakkı Cumhuriyet Müddeiumumisini ve dâvacı ile maznunundur. Hâkim tarafından tâyin olunan ehlihibrenin isimleri mâni sebepler olmadıkça ret hakkını haiz olanlara bildirilir.

(Ek fıkra: 1696 - 05.03.1973) Ret talebini işi soruşturmakta veya davayı görmekte olan hâkim veya mahkeme inceler. Reddi isteyen taraf ret sebebini ispat ile mükelleftir. Yemin delil olmaz.

EHLİHİBRELİĞİ KABULE MECBUR OLANLAR

MADDE 68 - Muayyen hususlarda rey ve mütalâa beyaniyle resmen tavzif edilmiş olanlar yahut tetkikatın icrası için bilinmesi muktazi fen veya sanatla iştigali meslek edinenler veya meslek edinmeğe resmen mezun olanlar ehlihibre tâyin edildikleri takdirde kendilerine verilen vazifeyi yapmağa mecburdurlar.

Evvelce adliyeye müracaatla ehlihibrelik vezaifini ifaya hazır olduklarını bildirmiş olanlar da bu vazifeyi kabule mecburdurlar.

Ehlihibreye müracaatın sebebi delil olabilecek geçmiş vakıa ve halin tesbiti ise haklarında şahide mütaallik hükümler tatbik olunur.

EHLİHİBRELİKTEN ÇEKİNME HAKKI, EHLİHİBRE OLARAK DİNLENEMEYENLER

MADDE 69 - Şahitlikten çekinmeyi mucip olabilen sebepler ehlihibrelikten de çekilmeyi mucip olabilir. Ehlihibre makbul diğer sebeplere binaen dahi mütalâa beyanına mecbur tutulmayabilir.

Ehlihibre sıfatiyle dinlenmeleri mensup oldukları dairece memuriyetin menfaat ve icaplarına halel vereceği beyan edilen Devlet memurları ehlihibre olarak dinlenemez.

GÖREVİNİ YAPMAYAN BİLİRKİŞİ HAKKINDAKİ İŞLEM

MADDE 70 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) rey vermekle mükellef olduğu ve usulü dairesinde çağrıldığı halde gelmeyen veya gelip de yiminden, rey ve mütalaa beyanından çekinen bilirkişiler hakkında tanıklara ilişkin hükümler uygulanır.

EHLİHİBRE TETKİKATINI HKİMİN İDARESİ

MADDE 71 - Hâkim lüzum görürse ehlihibrenin yapacağı tetkikleri kendisi sevk ve idare eder.

EHLİHİBRENİN YEMİNİ

MADDE 72 - Ehlihibre mütalâasını söylemezden veya raporunu vermezden evvel (bitarafane ve tamamen ilim ve fenne muvafık olarak reyini beyan edeceğine vicdanı üzerine) yemin eder.

Ehlihibre, kendisinden talep edilen neviden mütalâa beyan etmek için evvelce umumi surette yemin ettirilmişse yeniden yemin verilmeyerek evvelki yeminin ahdinde beyanı rey aldığını kayıt ve işaret eder.

EHLİHİBRENİN SALAHİYETİ

MADDE 73 - Ehlihibre lüzum gösterirse raporunu tanzim için şahitleri dinlemek ve maznunu sorguya çekmek suretiyle muhtaç olduğu mütemmim malûmatın istihsali temin olunabilir. Aynı maksatla ehli hibrenin kısmen veya tamamen dosyayı tetkik etmesine ve şahitlerin dinlenmesinde veya maznunun sorguya çekilmesinde hazır bulunmasına ve hattâ bunlara doğrudan doğruya sual sormasına dahi müsaade olunabilir.

SANIĞIN ŞUURUNUN TETKİKİ

MADDE 74 - (Değişik: 1696 - 5.3.1973) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Tedavi ve muhafazaya hükmolunması veya Ceza Kanununun 47 nci maddesinin uygulanması bakımından yapılan incelemede, bilirkişinin teklifi üzerine Cumhuriyet savcısı ve müdafi dinlendikten sonra sanığın resmi bir müessesede gözlemine hazırlık tahkikatı sırasında sulh hakimi ve son tahkikat sırasında mahkeme tarafından karar verilebilir.

Sanağın müdafii yoksa, yardım için re'sen kendisine bir müdafi tayin edilir.

Sanık gözlem altına alınma kararı aleyhine acele itiraz yoluna müracaat edebilir. Bu itiraz kararın yerine getirilmesini durdurur.

(Değişik 4. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Resmî müessesede gözlem süresi üç haftay geçemez. Bu sürenin yetmeyeceği anlaşılırsa resmî müessesenin talebi üzerine, her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir; fakat sürelerin toplamı üç ayı geçemez. Sanık resmî müesseseye gönderilirken soruşturma dosyası da birlikte yollanır. Dosyanın bütünü ile yollanmasında sakınca gören hâkim, bazı belgelerin suretlerini gönderebilir. Dosya en geç onbeş gün içinde geri gönderilir. Gerektiği takdirde hâkim bu süreyi altı haftayı geçmemek üzere uzatabilir.

Resmî müessesede gözlem altına alınma süresi ilerde verilecek cezadan ve muhafaza ve tedavi tedbirinin asgari süresinden indirilir. (*)

(*) Madde 74 ün 1. fıkrasındaki "gözaltına alınmasına" kelimeleri "gözlemine", 3. ve 5. fıkralarındaki "gözaltına alma" kelimeleri "gözlem altına alınma" olarak 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı kanunun 3. maddesi hükmü gereğince değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

BİLİRKİŞİNİN MÜTALAASINI BİLDİRME ŞEKLİ VE SÜRESİ

MADDE 75 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985 ) Bilirkişi mütalaasını yazı ile bildirir. Ancak, hemen mütalaa verilmesi mümkün olan işlerde bilirkişinin sözlü mütalaası ile yetinilebilir ve bu mütalaa tutanağa geçirilerek imza ettirilir.

Bilirkişi yazılı mütalaasını tayin edilen süre içerisinde vermeğe mecburdur. Bu süre, işin niteliğine göre iki ayı geçemez. Belirlenen süre içerisinde mütalaasını vermeyen bilirkişi hakkında 63 üncü madde hükmü uygulanır.

EHLİHİBRE RAPORUNUN KAFİ GÖRÜLMEMESİ HALİNDEKİ MUAMELE

MADDE 76 - Hâkim, verilen raporu kâfi görmediği takdirde aynı ehlihibre yahut tâyin edeceği diğer ehlihibre tarafından yeni bir rapor tanzim edilmesini emredebilir.

Raporunu itadan sonra ehlihibrenin reddi talep olunupta bu talep kabul edilmişse hâkim, yeni bir rapor tanzim etmek üzere başka ehlihibre tâyin edebilir.

Lüzum görülen hallerde, ihtısası haiz resmî dairelerin reyleri dahi alınabilir.

(Ek fıkra: 5020 - 12.12.2003 / m.2) Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunun maddî olgu ve fiilî gerçeklerle bağdaşmadığı yönünde kuvvetli emare ve şüphelerin bulunduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde, bu bilirkişiler hakkında diğer kanunlardaki hukukî ve cezaî sorumluluklar saklı kalmak şartıyla 19.4.1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının tasdikli bir örneği yetkili Cumhuriyet savcılığına gönderilir.

EHLİHİBREYİ TAZMİNAT, MASRAF VE ÜCRET

MADDE 77 - Ehlihibre tarifeye göre kaybettiği vakit için alacağı tazminattan başka tetkikat ve seyahat masraflarını ve çalışmasiyle uygun ücretini alır.

KEŞİF

MADDE 78 - Keşif, hâkim veya naibi veyahut istinabe olunan hâkim ile tehirinde mazarrat umulan hallerde Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından yapılır.

Keşif yapıldığı vakit buna dair tanzim olunacak zabıt varakalarına mevcut olan hal ve vaziyetle hâdisenin hususi mahiyetine göre vücudu umulupta bulunamıyan eserlerin ve izlerin yokluğu yazılır.

ÖLÜM MUAYENESİ VE OTOPSİ

MADDE 79 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Bir ölünün adli muayenesi tabip huzuru ile yapılır. Adlî muayenede ölünün tıbbî kimliği, ölüm zamanı ve ölüm sebebini tayin için harici bulgular tespit edilir.

Otopsi, hâkim ve tehirinde zarar umulan hallerde Cumhuriyet savcısı huzurunda biri adlî tabip veya patalog olmak şartı ile iki hekim tarafından yapılır.

Zaruret halinde bu işlem bir hekim tarafından da yapılabilir. Ancak zaruret halinin otopsi raporuna açıkça yazılması gerekir.

Bu işlem, ölüyü son hastalığında tedavi eden hekime yaptırılamaz. Bununla beraber tedavi eden hekim hastalığın seyri hakkında bilgi vermek üzere otopside hazır bulunmaya davet olunabilir.

Gömülen ölünün muayenesine veya üzerinde otopsi yapılmasına lüzum görüldüğü takdirde, ölünün mezardan çıkarılmasına hazırlık tahkikatında Cumhuriyet savcısı, son tahkikatta mahkeme tarafından müsaade olunur ve gerekli işlemler karar veren mercice yerine getirilir.

ÖLÜNÜN HÜVİYETİNİ TAYİN

MADDE 80 - Mâni sebepler olmadıkça otopsiden evvel ölünün hüviyeti her suretle ve bilhassa kendisini tanıyanlara gösterilerek, bilgilerine müracaat olunarak tâyin olunur ve elde edilmiş bir maznun varsa ölü tanınmak üzere ona da gösterilir.

OTOPSİ

MADDE 81 - Otopsi, ölünün hali müsait oldukça mutlak (baş, göğüs ve karnı) nın açılmasını icabettirir.

YENİ DOĞMUŞ ÇOCUĞUN ÖLÜSÜ ÜZERİNDEKİ TETKİKLER

MADDE 82 - Yeni doğmuş bir çocuk ölüsünün açılmasında yapılacak fennî tetkikler, çocuğun bilhassa doğumu mütaakıp yahut doğum esnasında yaşayıp yaşamadığını ve vaktinde doğup doğmadığını yahut vakitsiz doğmuşsa yaşayabilecek bir halde olup olmadığını tâyine mâtuf olur.

ZEHİRLENME ŞÜPHESİ ÜZERİNE YAPILACAK İŞLEM

MADDE 83 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985 ) Zehirlenme şüphesi olan hallerde organlardan parça alınırken, bu organın görünen şekli ile tahribatın tarif edilmesi gerekir. Ölüde yahut sair yerlerde bulunmuş olan şüpheli maddeler bir kimyager veya tahlil ile resmen görevlendirilmiş bir makam tarafından tahlil olunur.

Hâkim bu tahlilin bir hekimin katılmasıyla veya idaresinde yapılmasını emredebilir.

KALPAZANLIK VE EVRAKI NAKDİYE SAHTEKARLIĞINDA YAPILACAK TETKİKLER

MADDE 84 - Kalpazanlık ve evrakı nakdiyeye ait sahtekârlık suçlarında zaptolunan paralar ve evrak lüzum görülürse bunların sahihlerini tedavüle çıkaran makamlara tetkik ettirilir. Bu makamlar taklit veya sahtkârlığın ne suretle yapılmış olduğu ve eserleri neden ibaret bulunduğu hakkında rey beyan ederler.

Yabancı paraları ve evrakı için de selâhiyetli Türk makamlarının reyi alınmakla iktifa olunur.

VESİKANIN TETKİKI SURETLERİ

MADDE 85 - Bir vesikanın doğruluğunu veya sahteliğini tahkik etmek yahut failini meydana çıkarmak için ehlihibre marifetiyle yazı ve mühür tetkikatı yapılabilir.

SEKİZİNCİ FASIL

ZABIT VE ARAMA

SÜBUT VASITALARINDAN OLAN EŞYANIN MUHAFAZA VE ZAPTI

MADDE 86 - Tahkikat için sübut vasıtalarından olmak üzere faydalı görülen yahut musadereye tabi olan eşya muhafaza veya başka bir suretle emniyet altına alınır.

Bu eşya bir şahsın yanında bulunur ve bu şahıs rızasiyle teslimden kaçınırsa zoptolunabilir.

TALEP VUKUUNDA EŞYAYI VERMEYENLER HAKKINDAKİ MUAMELE

MADDE 87 - Yukardaki maddede yazılı bir eşyayı yanında bulunduran şahıs talep üzerine bu eşyayı göstermek ve teslim etmekle mükelleftir.

Kaçınma halinde bu eşyanın zilyedi hakkında 63 üncü maddenin cebre mütaallik hapis hükmü tatbik edilir.

Şehadetten çekinmeğe mezun olan şahıslar hakkında bu hüküm tatbik olunmaz.

TESLİM OLUNMIYACAK VESİKALAR

MADDE 88 - Resmî dairelerde saklı evrak ve sair vesikalar münderecatının ifşası memleketin selâmetine zarar vereceği o dairenin en büyük âmiri tarafından beyan edilirse bu evrak ve vesikaların gösterilmesi ve teslim istenmez. Şukadar ki bu beyan kâfi görülmezse o dairenin mensup olduğu vekâlete müracaat olunabilir.

ZAPTOLUNMIYACAK MEKTUPLAR

MADDE 89 - Maznun ile 47 ve 48 inci maddeler mucibince şahitlikten çekinme hakkı olan kimseler arasında teati olunan mektuplar bu kimseler yanında bulundukça ve bunlar tahkikatın mevzuu olan vakıalara iştirak etmiş olmak veya yataklık etmek şüphesi altında olmadıkça zaptedilemez.

ZABIT KARARI VERMEK SALAHİYETİ

MADDE 90 - Zapta karar vermek salâhiyeti hâkimindir. Ancak tehirinde mazarrat görülen hallerde Cumhuriyet müddeiumumileri ve bunların muavini sıfatiyle emirlerini icraya memur olan zabıta memurları zabıt muamelesini yapabilirler.

Hâkimin kararı olmaksızın yapılan zabıt muamelesinde alâkadar şahıs veya bunun mümeyyiz olan hısımlarından biri hazır bulunmamış veya bunlardan biri hazır bulunupta zabıt muamelesine açıkça itiraz etmişse zabıt muamelesini yapan memur bunu üç gün zarfında hâkime tasdik ettirmeğe mecburdur.

Kendi nezdinde zabıt muamelesi yapılan kimse her ne zaman isterse hâkimden bu husus hakkında karar ittihazını isteyebilir.

Bu bapta karar vermek salâhiyeti hukuku âmme dâvası henüz açılmamış olan hallerde zabıt muamelesinin yapıldığı yerin sulh hâkimine aittir.

Zabıt muamelesi hukuku âmme dâvasının açılmasından sonra Cumhuriyet Müddeiumumileri veya zabıta memurları tarafından yapılmış olduğu halde dâvaya bakmakta olan hâkim üç gün içinde bu muameleden haberdar edilir ve zaptedilen eşya emrine hazır bulundurulur.

Harb gemileri dâhil olmak üzere askeri hizmetlere mahsus yerlerde yapılacak zabıt muamelesi hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisinin talep ve iştirakiyle askerî makamlar tarafından ifa olunur.

Ancak askerî hizmetlere mahsus yerler ordu ile alâkası olmıyan kimseler tarafından munhasıran işgal edildiği takdirde askerî makamların müdahalesine lüzum yoktur.

MAZNUNA GÖNDERİLEN MEKTUP, TELGRAF VESAİR MERSULELERİN ZAPTI

MADDE 91 - Maznuna gönderilen mektuplar vesair mersule ve telgrafların posta ve telgrafhanede zaptı caizdir.

Maznun tarafından veya ona hitaben gönderildiği bazı hallerden anlaşılan ve tahkikat noktai nazarından münderecatının ehemmiyeti haiz olduğu tâyin edilen mektuplar vesair mersule ve telgrafların dahi bu yerlerde zaptı caizdir.

MEKTUP, TELGRAF VESAİR MERSULELERİN ZAPTI KARARI

MADDE 92 - Bundan evvelki maddede yazılı olan zabıt muamelesi ancak hâkim tarafından yapılabilir.

Tehirinde mazarrat umulan ve munhasıran kabahatlere mütaallik bulunmıyan hallerde bu muamelenin icrasına Cumhuriyet Müddeiumumileri dahi salâhiyetlidir.

Şukadar ki müddeiumumiler kendilerine verilen şeyleri ve bilhassa mektuplar vesair posta mersulelerini açmaksızın derhal hâkime tevdi etmek mecburiyetindedirler.

Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından emrolunan zabıt muamelesi eşya henüz teslim edilmemiş olsa bile üç gün içinde hâkim tarafından tasdik olunmadığı takdirde hükümsüzdür.

Cumhuriyet Müddeiumumisinin verdiği emir üzerine yapılan, zabıt muamelesiyle mektup vesair posta mersulelerinin açılması hakkında karar itası 90 ıncı madde mucibince salâhiyetli hâkimindir.

TEDBİRLERİN ALAKADARLARA BİLDİRİLMESİ

MADDE 93 - Tahkikatın gayesine halel vermek ihtimali olmadıkça 91 ve 92 nci maddelere göre alınacak tedbirler alâkadarlara bildirilir

Açılmasına karar verilmemiş olan mektup ve mersuleler derhal alâkadarlara teslim olunur. Açılıpta alıkonulması icabetmiyenler hakkında da bu yolda muamele edilir.

Alıkonulan bir mektubn tahkikatiçin gizli tutulmasında fayda görülmeyen kısımlarının sureti mürselünileyhe gönderilir.

MAZNUNA, ŞERİKİNE VE YATAĞINA AİT YERLERİN VE ŞEYLERİN ARANMASI

MADDE 94 - Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklık etmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerde aranma yapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir.

Bu arama şüphe altında bulunan kimsenin yakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübut delillerinin meydana çıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir.

MAZNUN İLE ŞERİKİNDEN VE YATAĞINDAN BAŞKA KİMSELER HAKKINDAKİ ARAMA

MADDE 95 - Yukardaki maddede yazılı kimselerden başkalarının gerek üzerlerinde ve gerek eviyle sair mahallerde arama, ancak maznunun yakalanması veya suçun izlerinin takibi veya muayyen bazı eşyanın zaptı maksadiyle yapılabilir.

Bu hallerde aramanın yapılması, aranılan şahsın veya takip edilen izlerin yahut zaptedilecek eşyanın aranılacak şahıs veya mahallerde bulunduğunu istidlâl ettirebilecek vakıaların vücuduna bağlıdır.

Bu takyit, maznunun içinde tutulduğu veya takibi sırasında girdiği mahallerle emniyeti umumiye idaresinin nezareti altında bulunan bir şahsın oturduğu mahaller hakkında cari değildir.

GECE YAPILACAK ARAMA, GECENİN TAYİNİ

MADDE 96 - Meşhut cürüm ile tehirinde mazarrat görülen haller veya firar eden bir mevkuf veya mahpusun tekrar yakalanması hali müstesna olmak üzere meskende veya iş mahalleri ile sair kapalı yerlerde gece vakti aranma yapılmaz.

Bu takayyüt Emniyeti Umumiye İdaresinin hususi nezarati altında bulunan şahısların oturdukları yerlerle geceleyin herkesin girip çıkabileceği mahaller yahut mahkûmların toplanma veya sığınma veya suç ile elde edilen eşyayı saklama mahalli veyahut gizli kumar yerleri veya umumhaneler gibi polisçe maruf olan yerler hakkında cari değildir.

(...) (Madde 96 nın son fıkrası, 9.7.1953 tarih ve 6123 sayılı Kanunun ilgili maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

ARAMA KARARI SALAHİYETİ

MADDE 97 - Aramaya karar vermek salâhiyeti hâkimindir. Ancak tehirinde mazarrat umulan hallerde Cumhuriyet Müddeiumumileri ve müddeiumumilerin muavini sıfatiyle emirlerini icraya memur olan zabıta memurları arama yapabilirler.

Hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur.

Yukardaki fıkrada gösterilen takayyüt 96 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı mahallere şâmil değildir.

Harb gemileri dâhil olmak üzere askerî hizmetlere mahsus yerlerde yapılacak zabıt muamelesi hâkim veya Cumhuriyet Müddeiumumisinin talep ve iştirakiyle askerî makamlar tarafından derhal ifa olunur. Ancak askerî hizmetlere mahsus yerler ordu ile alâkası olmıyan kimseler tarafından munhasıran işgal edildiği takdirde askerî makamların müdahalesine lüzum yoktur.

ARAMADA KİMLERİN BULUNABİLECEĞİ

MADDE 98 - Arama muamelesine tabi yerlerin sahibi veya eşyanın zilyedi aramada hazır bulunabilir. Kendisi bulunmazsa mümessili veya mümeyyiz hısımlarından biri yahut kendisiyle birlikte sakin olan bir kimse veya komşusu bulundurulur.

95 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen hallerde zilyed ve bulunmazsa yerine davet olunacak kimse muameleye başlamazdan evvel aramanın gayesinden haberdar edilir.

96 ncı maddenin ikinci fıkrasında yazılı yerlerin zilyedi hakkında bu hüküm tatbik olunmaz.

ARAMAYA MARUZ KALAN KİMSEYE VERİLECEK VARAKA VE VESİKA

MADDE 99 - Aramanın hitamında aramaya mâruz kalan kimseye talebi üzerine aramanın 94 ve 95 inci maddelere uyan sebeplerini ve 94 üncü maddede gösterilen halde cezalandırılması maksut olan fiilin mahiyetini mübeyyin bir varaka verilir. Yine talebi üzerine zaptolunan veya emniyet altına alınan eşyanın müfredatını havi bir defter ve şayet şüpheyi dai bir şey elde edilmemiş ise bunu mübeyyin bir vesika verilir.

MUVAKKAT ZABIT

MADDE 100 - Arama neticesinde yapılmakta olan tahkikatla alâkası bulunmıyan ve fakat diğer bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek olan eşya bulunursa bu eşya muvakkat olarak zaptolunur ve keyfiyet Cumhuriyet Müddeiumumiliğine bildirilir.

ZABIT DEFTERİ VE MÜHÜRLENMESİ

MADDE 101 - Tevdi veya zaptolunan eşyanın tam bir defteri yapılır ve karışmasının veya değişmesinin önü alınmak için bu eşya resmi mühürle mühürlenir veya bir işaret konulur.

KAĞITLARIN TETKİK SALAHİYETİ

MADDE 102 - Aramaya tabi olan kimsenin kağıtlarını tetkik salâhiyeti hâkimindir. Diğer memurların elde edilen kâğıtları tetkik edebilmeleri zilyedinin rızasına bağlıdır. Rızası olmazsa bu memurlar tetkikını lüzumlu adettikleri kâğıtları mümkünse zilyedinin huzurunda bir zarfa koyarak ve resmî mühürle mühürleyerek hâkime gönderilir.

Kâğıtların zilyedi veya bunun mümessili kendi mühürünü dahi vaz'a mezundur. İlerde mühürün fekkine ve kâğıtların tetkikına karar verildiği takdirde bu muamelenin icrasına hazır bulunmak üzere zilyedi veya mümessili mümkünse davet olunur. Hâkim bir suça taallûk eden kâğıtları Cumhuriyet Müddeiumumiliğine tevdi eder.

MAĞDURDAN ALINAN EŞYANIN İADESİ

MADDE 103 - Bir suçtan mağdur olan kimseden suç sebebiyle alınmış olan eşya tahkikatın neticesiyle beraber ve hatta daha evvel resen ve bu hususta ayrıca bir hükme hacet kalmaksızın mağdura geri verilir. Meğer üçüncü şahıslar tarafından buna itiraz edile.

Alâkadar şahıslar haklarını hukuk dâvası ikamesi suretiyle alabilmek salâhiytini muhafaza ederler.

DOKUZUNCU FASIL

TEVKİF, MUAVAKKAT YAKALAMA VE SALIVERME

MAZNUNUN TEVKİFİNİ MUCİP HALLER

MADDE 104 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler aşağıdaki hallerde tutuklanabilir.

1. Kaçma şüphesini uyandıracak vakıalar bulunması.

2. Delillerin yok edilmesi, değiştirilmesi, gizlenmesi, şeriklerin uydurma beyana veya tanıkların yalan tanıklığa veya tanıklıktan kaçmaya sevkedildiğini, bilirkişilerin etki altına alınmasına çalışıldığını gösteren hal ve davranışların bulunması.

Soruşturma konusu olan suçun, kanunda öngörülen cezasının üst sınırı yedi yıldan az olmayan hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmesi veya sanığın ikametgâhı veya meskeninin bulunmaması veya kim olduğunu isbat edememesi durumunda yukarıda 1 ve 2 numaralı bentlerdeki haller var sayılabilir.

Altı aya kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda sanık ancak, suçun toplumda infial uyandırması veya ikametgâhı veya meskeninin bulunmaması veya kim olduğunu ispat edememesi halinde tutuklanabilir.

Soruşturma konusu fiilin önemi veya uygulanabilecek ceza veya emniyet tedbiri dikkate alındığında tutuklama haksızlığa sebep olabilecekse veya tutuklama yerine bir başka yargılama önlemi ile amaca ulaşılabilecek ise tutuklamaya karar verilemez.

HAFİF HAPİSLİ SUÇLARDA TEVKİF

MADDE 105 - (...) (Madde 105, 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

SANIĞIN TUTUKLANMASI VE TUTUKLAMA

MÜZEKKERESİNİN ŞEKLİ

MADDE 106 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) (Değişik 1. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Sanığın tutuklanmasına ancak hâkim karar verir. Tutuklanması talep edilen sanık hazırsa karardan önce dinlenir, hazır bulunan sanık isterse sorgu sırasında vekaletname aranmaksızın müdafii de hazır bulunabilir ve karar verilmeden önce Cumhuriyet Savcısı ile hazır olan müdafi dinlenir. Sanık hazır değilse talebe ilişkin karar, yokluğunda ve evrak üzerinden verilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Tutuklama müzekkeresinde, sanığın mümkün olduğu kadar açıkça kim olduğu ve şekli ile kendisine isnad olunan fiil, fiilin gerçekleştiği zaman ve yer, fiilin kanunda hükme bağlandığı maddeler, suçun kanunî unsurları ve tutuklamanın sebebi belirtilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

Tutuklama müzekkeresinin sureti tutma anında tebliğ edilir. Bu mümkün olmadığı takdirde de, tutma sebepleri ve aleyhindeki isnat sanığa hemen yazılı olarak bildirilmekle beraber tevkifine konulduğunun en geç ertesi günü kendisine tebliğ olunur. Tebliğ, tutuklama müzekkeresinin aslına, bir suretinin sanığa verildiği ve tarihi yazılmak ve sanığın yakalandığı gün gösterilmek ve altı sanık ile tebliğ yapan memur tarafından imzalanmak suretiyle olur ve bu asıl tevkifevi dosyasında saklanır. Bu muamelenin yapıldığı yazılı olan tutuklama müzekkeresinin diğer bir sureti dava dosyasına konur.

Sanığa, tutuklama müzekkeresinin tebliğinde tutuklama kararına itiraz hakkı olduğu bildirilir.

SANIĞIN TUTUKLANMASINDAN KİMLERE HABER VERİLECEĞİ

MADDE 107 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Tutuklamanın gayesini ihlâl etmemek şartı ile tutuklanan sanığın yakınlarına ve esaslı bir alâkası olan diğer kimselere, tutulmasını bildirmesine müsaade olunur. Tutuklanan isterse bunlara resmen dahi haber verilir.

Tutuklanan sanık hâkim önüne çıkarılınca, durum yakınlarına bu hâkim tarafından verilen bir kararla hemen bildirilir.

Madde 107.- (Değişik: 4744 - 6.2.2002 / m.6) Tutuklamadan ve tutuklamanın uzatılmasına ilişkin her karardan tutuklunun bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, hakimin kararıyla gecikmeksizin haber verilir.

Ayrıca, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürmemek kaydıyla, tutuklunun tutuklamayı bir yakınına veya belirlediği bir kişiye bizzat bildirmesine de izin verilir.

TUTUKLUNUN SORGUYA ÇEKİLMESİ

MADDE 108 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) (Değişik 1. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Sanık tutuklama müzekkeresi üzerine tutulduğunda derhal ve nihayet yirmidört saat içinde yetkili hâkim önüne çıkarılarak sorguya çekilir ve tutmanın devamı edip etmeyeceği hakkında bir karar verilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Sanığın en yakın hâkim önüne getirmek için gerekli süre bu yirmidört saatlik süreye dahil değildir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

Sanığa, sorgu sırasında aleyhindeki vaziyet ve hallerden haber verilir.

Sorguya çekme, sanığın kendi lehine meydana koyacağı delillere mani olmayacak tarzda cereyan etmelidir.

(Ek fıkra: 3842 - 18.11.1992) Bu Kanunun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 229 uncu maddesindeki tutuklama sebepleri hariç sanığın sorgusu sırasında yalnız Cumhuriyet Savcısı ile müdafi hazır bulunabilir ve tutulmanın devam edip etmeyeceği hakkında bir karar verilmeden önce Cumhuriyet Savcısı ile hazır bulunan müdafi dinlenir.

TUTUKLUNUN SALIVERİLMESİ

MADDE 109 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Sanık 108 inci maddede gösterilen süre içinde yetkili hâkim önüne çıkarılamazsa aynı süre içinde tutulma yerine en yakın sulh hâkimi önüne çıkarılır.

Sorguya çekilmede tutuklama müzekkeresinin geri alındığı veya tutulan kimsenin tutuklama müzekkeresinde yazılan şahıs olmadığı anlaşılırsa sanık hemen salıverilir.

TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE

MADDE 110 - (Yeniden Düzenleme: 3842 - 18.11.1992) Hazırlık soruşturmasında tutukluluk süresi azamî altı aydır. Kamu davasının açılması halinde bu süre hazırlık soruşturmasında tutuklulukta geçen süre dahil iki yılı geçemez.

Soruşturmanın veya yargılamanın özel zorlu veya geniş kapsamlı olması sebebiyle yukarıda belirtilen sürelerin sonunda kamu davası açılamamış veya hüküm tesis edilememiş ise, soruşturma konusu fiilin kanunda belirtilen cezasının alt sınırı yedi seneye kadar hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlarda tutuklama kararı kaldırılır. Yedi sene ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezalar ile ölüm cezasını gerektiren suçlarda tutuklama sebebine, delillerin durumuna ve sanığın şahsî hallerine göre tutukluluk halinin devamına veya sona erdirilmesine veya uygun görülecek nakdî kefaleti vermesi şartıyla sanığın tahliyesine karar verilebilir.

MADDE 111 - (...) (Madde 111, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

TUTUKLULUĞUN DEVAM EDİP ETMEYECEĞİNİN İNCELENMESİ

MADDE 112 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Hazırlık tahkikatı sırasında, sanığın tutukevinde bulunduğu müddetçe ve en geç otuzar günlük süreler içerisinde tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceği Cumhuriyet savcısının talebi üzerine sulh hâkimi tarafından incelenir.

Tutukluluk halinin incelenmesi yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde sanık tarafından da istenebilir.

Mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın duruşmasında, tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğini her celse veya şartların gerçekleştiğinde celse arasında re'sen kararlaştırır.

MADDE 113 - 115 - (...) (Madde 113, 114, 115, 8.6.1936 tarih ve 3006 sayılı kanunun ilgili maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

TUTUKLUNUN KONACAĞI YER VE HAKKINDA YAPILACAK İŞLEM

MADDE 116 - (Değişik: 3063 - 24.10.1984) Tutuklanan kimse mümkün olduğu kadar hükümlülerden ayrı bir yere konur veya ayrı bir odada bulundurulur.

Tutuklu hakkında ancak tutuklama ile gözetilen gayeyi ve tutukevinin düzenini sağlayacak kadar kayıtlamada bulunulur. Tutuklu, tutukevinin düzen ve emniyetini bozmamak ve tutuklanmasındaki gaye ile uygun olmak şartiyla servet ve durumuna göre kendisi masraf ederek istirahat ve meşgalesini düzenleyebilir.

Tutuklu, tutukevinde ciddî bir tehlike teşkil ettiği ve özellikle öteki tutukluların emniyeti için zaruri görüldüğü veya intihara veya kaçmaya kalkıştığı yahut bu yolda hazırlıkta bulunduğu takdirde, sağlığına zarar vermeyecek tedbirler alınabilir.

Tutukevinin kanun, tüzük, yönetmelik ve emirlerle belirlenmiş düzenini bozan tutuklular hakkında, hükümlülere uygulanan disiplin cezalarına ve bunların neticelerine dair hükümler tatbik edilir.

Yukarıda belirtilen disiplin cezalır ve tedbirlere dair kararlar, ilgili kurul veya memurlar tarafından alınır ve hâkimin onayına sunulur. Kararlar hâkimin onayından sonra tatbik edilir. Acil hallerde bu kararlar, ilgili kurul veya memurlar tarafından alınarak uygulamaya konulur ve derhal hâkimin onayına sunulur.

Tutuklu duruşmaya bağlı olmayarak çıkarılır.

TEVKİFTEN KEFALETLE VAZGEÇİLEBİLMESİ

MADDE 117 - (Değişik: 3515 - 28.06.1938) 104 üncü maddenin ilk fıkrasının ikinci bendi hükmü haricindeki sebeblerden dolayı tevkifine karar verilen maznunun kefalet vermesi şartile tevkifinden vaz geçilebilir.

(...) (Madde 117 nin 2. fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

KEFALETİN NEVİLERİ

MADDE 118 - Kefalet gerek para ve gerek Devlet esham ve tahvilleri tevdii suretiyle olabileceği gibi muteber kimselerin malî kefalet vermesiyle de olabilir.

Kefaletin miktar ve nevini takdir hâkimindir.

(Ek fıkra: 2248 - 12.06.1979) Hâkim, kefaletin miktar ve nevinin takdirinde; suçun niteliğini, sanığın kişisel durumunu ve yargı organlarınca yapılacak işlemlere uyup uymayacağını gözönünde bulundurur.

TÜRKİYE'DE OTURMAYAN TUTUKLUNUN SALIVERİLMESİNDE VEKİL TAYİNİ VE KEFALET PARASININ TAKDİRİ (*)

(*) Madde 119 un başlığı, 12.6.1979 günlü 2248 sayılı Kanunun 3. maddesi hükmü gereğince değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

MADDE 119 - Kefaletle salıverilmesini isteyen maznun Türkiye'de oturmuyorsa kendisine yapılacak tebligatı kabul için dâvaya bakacak mahkemenin kazası dairesinde ikamet eden bir kimseyi tevkil eder.

(Ek fıkra: 2248 - 12.06.1979) Mahkeme, bu kimseler hakkında yukarıdaki madde gereğince takdir edilecek kefalet parasının, o tarihteki resmi kur esas alınarak oturdukları yabancı devlet parasıyla ödenmesine karar verebilir.

SALIVERİLEN MEVKUFUN YENİDEN TEVKİFİ

MADDE 120 - Maznun kaçmak hazırlığında bulunur veya usulü dairesinde davet emrine mazereti olmaksızın itaat etmez yahut tevkifini müstelzim yeni sebepler elde edilirse verdiği kefalete bakılmaksızın yeniden tevkif olunur.

KEFALETE LÜZUM KALMAMASI VE KEFALETTEN KURTULMA

MADDE 121 - Maznun yeniden tevkif edildiği veya tevkif müzekkeresi geri alındığı yahut maznun hakkında hürriyeti tahdit eden bir ceza hükmolunupta infazına başlandığı takdirde henüz Hazineye irat kaydedilmemiş olan kefalete lüzum kalmaz.

Kefalet etmiş olan kimse hâkim tarafından tâyin olunan mehil içinde maznunu getirdiği veya maznunun firar niyetinde bulunduğunu gösteren vâkıaları tevkifine müsait olacak kadar bir müddet evvel haber verdiği takdirde kefaletten kurtulur.

KEFALET PARASININ İRAD KAYDI VE ACELE İTİRAZ

MADDE 122 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik ilk cümle: 3842 - 18.11.1992) Sanık soruşturma veya duruşmada mazeretsiz hazır bulunmaz veya mahkum olup da hürriyeti bağlayıcı cezanın infazından kaçarsa kefalet karşılığı hazineye gelir kaydedilir veya para cezasını, ödeme emrinin tebliğine rağmen süresinde ödemez ise kefalet karşılığından para cezası mahsup edilerek kalan para hazineye gelir kaydedilir. Bu hussa karar verilmezden evvel maznuna kefalet etmiş olanlar izahat vermeğe davet olunur. Bu karar aleyhine ancak acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

Bu itiraz üzerine bir karar verilmeden evvel şifahî olarak iddialarını izah ve tesbit edilen vakıaları münakaşa etmek üzere alâkadarlara ve Cumhuriyet Müddeiumumisine müsaade olunur.

Kefalet karşılığının Hazineye irad kaydına dair olan karar feshi kabil olduğu müddet içinde maznuna kefalet etmiş olanlar hakkında muvakkaten icra olunabilir.

İtiraz müddetinin geçmesiyle bu karar hukuk mahkemelerinden verilen ve kat'ileşen kararlar hükmünde olur.

TUTUKLAMA MÜZEKKERESİNİN GERİ ALINMASI VE HÜKMÜNÜN SON BULMASI

MADDE 123 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Tutuklama sebeplerinin ortadan kalkması veya beraat kararı verilmesi hallerinde tutuklama müzekkeresinin hükmü sona erer

Kanun yoluna başvurma sanığın salıverilmesini geri bırakmaz.

TEVKİF VE SALIVERME KARARLARINI VERMEK SALAHİYETİ

MADDE 124 - (Değişik: 3207 - 07.06.1937) Tevkif ve kefaletle salıverme hakkındaki kararlar salâhiyetli hâkim tarafından verilir.

(...) (Madde 124 ün 2. fıkrası, 5.3.1973 tarih ve 1696 sayılı Kanunun 17. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmışır.)

Cumhuriyet Müddeiumumisi salâhiyetli olan merciden maznunun tevkifini isteyebilir. Bu merci ret veya kabul hakkında bir karar vermeğe mecburdur.

(Değişik son fıkra: 3206 - 21.05.1985) Davanın açılmasından sonra acele hallerde mahkeme başkanı dahi aynı yetkiye sahiptir.

SULH HAKİMİNİN TEVKİF MÜZEKKERESİ KESMESİ

MADDE 125 - Sulh hâkimi hukuku âmme dâvası açılmazdan evvel dahi tevkif müzekkeresi kesilmesini haklı gösterecek sebep varsa Cumhuriyet Müddeiumumisinin talebi üzerine veya tehirinde mazarrat umulan hallerde resen tevkif müzekkeresi verebilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Bu tutuklama veya kefaletle salıvermeye karar vermek hakkı suçun işlendiği veya sanığın yakalandığı yer sulh hâkiminindir. Ancak, fiilî veya hukukî imkânsızlık hallerinde yetkili hâkimin mensubu olduğu ağır ceza merkezindeki sulh hâkimi de yetkilidir.

106 ncıdan 123 üncüye kadar olan maddeler hükümleri bu hallerde de caridir.

TEVKİF MÜZEKKERESİNİN GERİ ALINMASI TALEBİ, C.M.U. SİNİN MAZNUNU SALIVERMESİ

MADDE 126 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Cumhuriyet Müddeiumumisi hukuku âmme davasını açmadığı veya muznunun mevkufiyetinin devamına lüzum görmediği takdirde tevkif müzekkeresi hükümsüz kalır. Bu hallerde Cumhuriyet Müddeiumumisi maznunu hamen salıverir.

MEŞHUD CÜRÜMDE YAKALAMA, MEŞHUD SUÇ

MADDE 127 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Meşhud cürüm sırasında rastlanan veya meşhud cürümden dolayı takib olunan şahsın firarı umulur veya hemen hüviyetini tayin mümkün olmazsa tevkif müzekkeresi olmaksızın dahi o şahsı herkez muvakkaten yakalıyabilir. Cumhuriyet Müddeiumumisi veya derhal âmirlerine müracaat imkânı olmıyan hallerde zabıta memurları tevkif müzekkeresi kesilmesini müstelzim ve aynı zamanda tehirinde mazarrat umulan hususlarda maznunu muvakkaten yakalıyabilirler.

Takibi şikâyete bağlı olup küçüklere yahut beden veya akl hastalığı yahut malûliyet dolayısile kendisini idareden âciz bulunanlara karşı işlenen meşhud cürümlerde maznunun yakalanması şikâyete bağlı değildir.

İşlenmekte olan suç, meşhud suçtur.

Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takib edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç da meşhud suç sayılır.

YAKALANAN KİMSENİN SORGUYA ÇEKİLMESİ

MADDE 128 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) (Değişik 1. fıkra : 4229 - 6.3.1997) Yakalanan şahıs bırakılmazsa, yakalama yerine en yakın sulh hâkimine gönderilmesi için zorunlu süre hariç yirmidört saat içinde sulh hâkimi önüne çıkarılır ve sorguya çekilir. Yakalananın talebi halinde müdafi de sorguda hazır bulunabilir.

Üç veya daha fazla kişinin bir suça iştiraki suretiyle toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya fail sayısının çokluğu ve benzeri nedenlerle Cumhuriyet Savcısı bu sürenin dört güne kadar uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. ( Değişik 2. cümle: 4229 - 6.9.1997) Soruşturma bu sürede sonuçlandırılamazsa Cumhuriyet Savcısının talebi ve sulh hâkiminin kararı ile süre yedi güne kadar uzatılabilir. (...) (Madde 128'in 2. cümlesi, 6.2.2002 tarih ve 4744 sayılı kanunun 7. maddesi hükmü gereğince metinden çıkarılmıştır.)

Sulh hâkimi yakalamayı gerektiren bir hal görmez veya yakalama sebepleri ortadan kalkmış bulunursa yakalanan şahsın bırakılmasına karar verir. (Değişik 3. fıkra: 4744 - 6.2.2002 / m.7) Yakalamadan ve yakalama süresinin uzatılmasına ilişkin emirden yakalananın bir yakınına veya belirlediği bir kişiye, Cumhuriyet savcısının kararıyla gecikmeksizin haber verilir.

Yakalama süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet Savcısının yazılı emrine veya yakalama işlemine karşı, yakalanan kişi veya müdafii veya kanunî mümessili veya birinci veya ikinci derecede kan hısımı vaya eşi hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh hâkimene başvurabilirler. Sulh hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhal ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya süre uzatmanın yerinde olduğu kanısına varırsa müracaatı reddeder veya yakalananın derhal soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verir.

Yakalama süresinin dolması veya hâkimin serbest bırakma kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya konu olan fiil sebebiyle yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet Savcısının kararı olmadıkça bir daha bu madde hükmü uygulanmaz.

YAKALANAN KİMSENİN MAHKEMEYE GÖTÜRÜLMESİ

MADDE 129 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Yakalanan şahıs, hakkında kamu davası açılmış ise hemen, evvelce sulh hakimliğince sorgusu yapılmış ise, bu hâkimin kararı ile yetkili mahkemeye götürülür.

Mahkeme yakalanan şahsın serbest bırakılmasına veya tutuklanmasına aynı gün karar verir.

ŞİKAYETE BAĞLI SUÇLARDA MAZNUNUN YAKALANMASINDAN ALAKADARLARA HABER VERİLMESİ

MADDE 130 - Takibi şikayete bağlı olan suç hakkında 127 nci maddenin son fıkrasına göre şikâyetten evvel fail yakalanmış olursa şikâyete salâhiyeti olan kimseye ve bunlar birden fazla isee hiç olmazsa birine yakalama keyfiyetinden haber verilir.

Bu hususta dahi 126 ncı madde hükmünün tatbikı kabildir.

YAKALAMA MÜZEKKERESİ VE SEBEPLERİ

MADDE 131 - Tevkif edilecek şahıs kaçak olur veya saklanmış bulunursa tevkif müzekkeresine müsteniden Cumhuriyet Müddeiumumisi ve zaruret halinde hâkim tarafından hakkında yakalama müzekkeresi verilebilir.

Evvelce verilmiş bir tevkif müzekkeresi olmaksızın bir şahıs hakkında yakalama müzekkeresi verilmesi ancak hapishaneden yahut yakalanmış iken muhafızların elinden kaçması hallerinde mümkündür. Bu takdirde zâbıta idareleri dahi yakalama müzekkeresi verebilirler.

Yakalama müzekkeresi tevkif edilecek şahsın mümkün olduğu kadar açıkça kendini ve şeklini ve kendisine atfedilen suçu ve nereye gönderileceğini muhtevi olur.

108, 109 uncu maddeler hükmü yakalama müzekkeresi ile tutulan şahıslar hakkında dahi caridir.

ONUNCU FASIL

İFADE ALMA VE SORGU (*)

(*) Onuncu fasılın başlığı, 18.11.1992 gün ve 3842 sayılı kanunun 10. maddesi hükmü gereğince değiştirilmiş ve metne işlenmiştir.

İFADE VEYA SORGU İÇİN CELP

MADDE 132 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Kişi, ifade alınması veya sorgu için celpname ile davet olunur. Gelmezse zorla getirileceği celpnameye yazılabilir.

MAZNUNUN İHZARI

MADDE 133 - Hakkında tevkif müzekkeresi kesilmesi için kâfi sebepler bulunan maznunun ihzarı emredilebilir.

İhzar müzekkeresi, maznunun açıkça kim olduğunu ve şeklini ve kendisine atfedilen suçu ve zorla getirilmesi sebeplerini muhtevi olur.

(Ek fıkra: 1696 - 05.03.1973) İhzar müzekkeresinin bir sureti sanığa verilir.

İHZAR OLUNAN SANIĞIN SORGUYA ÇEKİLMESİ

MADDE 134 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) İhzar müzekkeresi ile çağrılan şahıs derhal, mümkün olmadığı takdirde yol süresi hariç en geç kırksekiz saat içinde çağıran hâkimin önüne götürülür ve sorguya çekilir.

İhzar, getirme için muhik görülecek bir zamanda başlar ve hâkim tarafından sorguya çekilmenin sonuna kadar devam eder.

İFADE VE SORGUNUN TARZI

MADDE 135 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade almada ve hâkim tarafından sorguya çekilmede aşağıdaki hususlara uyulur;

1. İfade verenin veya sorguya çekilenin kimliği tespit edilir. İfade veren veya sorguya çekilen kimliğe ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmak zorundıdır.

2. Kendisine isnad edilen suç anlatılır.

3. Müdafi tayin hakkının bulunduğu, müdafi tayin edebilecek durumda değilse baro tarafından tayin edilecek bir müdafi talep edebileceği ve onun hukukî yardımından yararlanabileceği, isterse müdafiin soruşturmayı geciktirmemek kaydı ile ve vekaletname aranmaksızın ifade veya sorguda hazır bulunacağı bildirilir; yakınlarından istediğine yakalandığını duyurabileceği söylenir.

4. İsnad edilen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

5. Şüpheden kurtulması için somut delillerinin toplanmasını talep edebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe sebeplerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek imkanı verilir.

6. İfade verenin veya sorguya çekilenin şahsî halleri hakkında bilgi alınır.

7. İfade veya sorgu bir tutanakla tespit edilir. Bu tutanakta;

a) İfade verme veya sorguya çekme işleminin yapıldığı yer ve tarih,

b) İfade verme veya sorguya çekme sırasında hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen kişinin açık kimliği,

c) İfade vermenin veya sorgunun yapılmasında yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine getirilmemiş ise sebepleri,

d) Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı,

e) İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

YASAK SORGU YÖNTEMLERİ

MADDE 135/a - (Ek: 3842 - 18.11.1992) İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedenî veya ruhî müdahaleler yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.

ON BİRİNCİ FASIL

MÜDAFAA

YAKALANANIN VEYA SANIĞIN MÜDAFİ SEÇİMİ

MADDE 136 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan kişi veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin yardımından faydalanabilir. Kanunî temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa bir müdafî seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafî hazır bulunabilir. Cumhuriyet Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere, soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

MÜDAFİLER

MADDE 137 - Müdafi avukatlık veya dâva vekilliği etmeğe kanunî salâhiyeti olan kimselerden intihap olunabilir.

BARONUN MÜDAFİ TAYİNİ

MADDE 138 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafi tayin edilir. Yakalanan kişi vaya sanık onsekiz yaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecede malul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebi aranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

TAYİN EDİLEN MÜDAFİİN GÖREVİNİN SONA ERMESİ

MADDE 139 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Sanık sonradan bir müdafi seçerse evvelce baro tarafından tayin edilmiş müdafiin görevi son bulur.

TAYİN EDİLECEK MÜDAFİLER

MADDE 140 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Müdafi, soruşturmanın veya yargılamanın yapıldığı yer barosunca tayin edilir.

MÜDAFİİ VAZİFESİNİ İFA ETMEDİĞİ

TAKDİRDE YAPILACAK MUAMELE

MADDE 141 - 138 inci madde hükmüne göre tâyin olunan müdafi duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya vazifesini ifadan kaçınırsa reis maznuna derhal diğer bir müdafi tâyin edebilir. Bu takdirde mahkeme duruşmanın talikına da karar verebilir.

Eğer yeni müdafi müdafaasını hazırlamak için vaktin müsait olmadığını beyan ederse duruşma tehir veya talik olunur. Müdafiin kusuru neticesi olarak duruşmanın talik olunduğu hallerde müdafi hakkında tertip edilecek inzibatî cezalardan maada bu talikten mütevellit masarif dahi kendisine tahmil olunur.

YAKALANAN KİŞİ VE SANIĞIN BİRDEN FAZLA OLMASI HALİNDE SAVUNMA

MADDE 142 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan kişi veya sanıklar birden fazla ise ve menfaatleri de birbirine uygun ise, müdafi seçemeyenlerin savunması bir müdafie verilebilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

MÜDAFİİN DAVA EVRAKINI TETKİKİ

MADDE 143 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Müdafi hazırlık evrakı ile dava dosyasının tamamını inceleme ve istediği evrakın bir suretini harçsız alma hakkına sahiptir.

Müdafinin hazırlık evrakını incelemesi veya hazırlık evrakından suret alması hazırlık soruşturmasının gayesini tehlikeye düşürebilecek ise Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine sulh hâkimi kararıyla hazırlık soruşturması sırasında bu hak kısıtlanabilir.

Yakalanan kişinin veya sanığın sorgusunu içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve yakalanan kişi veya sanığın hazır bulunmaya yetkili olduğu diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında ikinci fıkra hükmü uygulanamaz. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

YAKALANAN VEYA TUTUKLUNUN MÜDAFİ İLE GÖRÜŞMESİ

MADDE 144 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yakalanan veya tutuklu bulunan kişi vekaletname aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafi ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

DURUŞMA SIRASINDA MAZNUNA MÜŞAVİR OLARAK BULUNABİLECEK KİMSELER

MADDE 145 - (Değişik fıkra: 3842 - 18.11.1992) Duruşma sırasında sanığın eşinin müşavir sıfatıyla bulunmasına müsaade edilir ve dilerse dinlenir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Sanığın kanunî mümessilleri hakkında da aynı hüküm uygulanır.

MÜDAFİ ÜCRETİ

MADDE 146 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Baro tarafından tayin edilen müdafie, görevin ifasından doğan masraflar hariç avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak bu tarifenin hazırlanış yöntemine göre tespit edilecek ücret ödenir. İleride yargılama giderleri ile mahkûm olan sanıklardan müdafie ödenen ücreti ödeyebilecek durumda olanlara Türkiye Barolar Birliğinin rücu hakkı vardır.

492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1) ve (3) sayılı tarifelere göre alınan yargı harçlarının % 15'i ve idarî nitelikteki para cezaları hariç olmak üzere para cezalarının % 15'i bir önceki yıl kesin hesabına göre tespit edilen toplam miktar esas alınarak yılı içinde Maliye ve Gümrük Bakanlığınca Türkiye Barolar Birliği hesabına aktarılır. Birinci fıkraya göre ödenecek ücretler bu hesaptan karşılanır.

Türkiye Barolar Birliği tarafından barolar arasında yapılacak dağıtımın usul ve esasları Barolar Birliğince çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. (*)

(*) Bu madde hükmü, 18 Kasım 1992 gün ve 3842 sayılı Kanunun 31 nci maddesi gereğince, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev alanına giren suçlarda uygulanmaz.

İKİNCİ KİTAP

MUHAKEME USULÜ

BİRİNCİ FASIL

HUKUKU AMME DAVASI

SON TAHKİKATA BAŞLAMANIN ŞARTI

MADDE 147 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Son tahkikata başlanılması kamu davasının açılmasına bağlıdır.

HUKUKU AMME DAVASINI AÇMAK VAZİFESİ

MADDE 148 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Hukuku âmme davasını açmak vazifesi Cumhuriyet Müddeiumumisinindir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Kanunda aksine hüküm bulunmadığı takdirde Cumhuriyet savcısı, ceza takibini gerektirecek hususlarda yeterli delil mevcut ise kamu davasını açmakla mükelleftir.

Hukuku âmme davası açmak için Adliye Vekili Cumhuriyet Müddeiumumisine emir verebilir.

Valiler'de hukuku âmme davası açılmasını kendi vilâyetleti dahilindeki Cumhuriyet Müddeiumumilerinden istiyebilirler. Cumhuriyet Müddeiumumileri, mucib sebepler göstererek bu talebi kabul etmezse valinin müracaatı üzerine adliye Vekili yukarıki fıkrada yazılı salâhiyeti kullanmak lâzımgelip gelmiyeceğini takdir eder ve icabını yapır.

YENİ BİR SUÇTAN DOLAYI TAKİBATIN TATİLİ VE YENİDEN BAŞLANABİLMESİ

MADDE 149 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Maznuna takibat neticesinde verilecek cezanın maznunun diğer bir suçundan dolayı kat'ileşmiş bir hükümle mahkûm olduğu veya diğer bir suçtan dolayı göreceği cezaya bir tesiri yoksa hukuku âmme davasının ikamesinden sarfı nazar olunabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Kamu davası evvelce açılmışsa Cumhuriyet savcısının talebi üzerine mahkeme davanın muvakkaten tatiline karar verebilir.

Tatil kararı, evvelce kat'ileşen mahkûmiyetten dolayı verilmiş ve bu ceza sakıt olup da aradan müruru zaman müddeti geçmemiş ise takibata yeniden başlanabilir.

Muamele, işlenen bir suçtan dolayı verilecek ceza nazarı itibara alınarak muvakkaten tatil edilmiş ve bu arada müruru zaman da husul bulmamış ise bu hüküm kat'ileştiği tarihten üç ay içinde tekrar takibata başlanabilir.

Muvakkaten tatil halinde takibatın tekrar açılması yeni bir karara bağlıdır.

TAHKİKAT VE HÜKMÜN HUDUDU

MADDE 150 - Tahkikat ve hükmün, yalnız iddianamede beyan olunan suça, ve zan altına alınan şahıslara hasredilir.

Bu hudut dâhilinde olarak, mahkemeler istiklâl ile hareket etmek hak ve vazifesini haiz olup Ceza Kanununun tatbikında kendilerine arzedilen iddialar ile bağlı değildirler.

İKİNCİ FASIL

HUKUKU AMME DAVASININ HAZIRLANMASI

SUÇLARIN İHBARI

MADDE 151 - Suçlara dair ihbarlar, şifahî veya yazılı olarak Cumhuriyet Müddeiumumiliğine, zabıta makam ve memurlarına ve sulh hâkimlerine yapılabilir.

Bu ihbarlar kanuni mercilere tebliğ edilmek üzere vali, kaymakam ve nahiye müdürlerine de yapılabilir.

Şifahî ihbarlar üzerine zabıt varakası tutulur.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Takibi şikâyete bağlı olan suçlarda bu şikâyet yazılı ile veya tutanağa geçirilecek beyan ile mahkemeye, Cumhuriyet savcılığına ve yukarıda gösterilen makamlara da yapılabilir.

ŞÜPHELİ ÖLÜMÜN İHBARI

MADDE 152 - Bir ölünün tabii sebeplerden ileri gelmediği şüphesini verecek emareler olur yahut meçhul bir şahsın ölüsü bulunursa zâbıta ve belediye memurları veya köy muhtarları keyfiyeti derhal Cumhuriyet Müddeiumumiliğine veya sulh hâkimine bildirmekle mükelleftirler.

Defin ancak Cumhuriyet Müddeiumumisi veya sulh hâkimi tarafından verilecek yazılı ruhsata bağlıdır.

BİR SUÇA MUTTALİ OLAN C.M.U. SİNİN VAZİFESİ

MADDE 153 - Cumhuriyet Müddeiumumisi ihbar veya herhangi bir suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz hukuku âmme dâvasını açmağa mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin hakikatini araştırmağa mecburdur.

Cumhuriyet Müddeiumumisi yalnız maznunun aleyhine olan hususları değil, lehine olan cihetleri de arar ve kaybolmasından korkulan delillerin toplanmasına ve zaptına çalışır.

HUKUKU AMME DAVASINI AÇMAK VAZİFESİ

MADDE 154 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Cumhuriyet Müddeiumumisi yukarıdaki maddede yazılı neticelere varmak için bütün memurlardan her türlü malûmatı istiyebilir. Gerek doğrudan doğruya ve gerek zabıta makam ve memurları vasıtasile her türlü tahkikatı yapabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Bütün zabıta makam ve memurları, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri Cumhuriyet Savcılıklarına derhal bildirmek ve Cumhuriyet Savcılığının adliyeye ilişkin işlerde bütün emirlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Cumhuriyet Savcıları emirleri yazılı olarak verir, acele hallerde sözlü emir de verebilir. Sözlü emir verildiği durumlarda Cumhuriyet Savcısı, vermiş olduğu emirden zabıta amirini de haberdar eder. Cumhuriyet Savcısının yazılı emri üzerine yakalanan kişiler, olayın sanık ve tanıkları, yapılan işleme ait evrak ile birlikte belirtilen gün, saat ve yerde zabıta kuvvetlerince hazır bulundurulur.

Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliyeye müteallik vazife veya işlerde suiistimal veyahut ihmal ve terahileri görülen devlet memurlarile Cumhuriyet Müddeiumumiliğinin şifahî veya yazılı talep ve emirlerini yapmakta suiistimal veya terahileri görülen zabıta âmir ve memurları hakkında Müddeiumumilikçe doğrudan doğruya takibatta bulunulur.

Ancak zabıta âmirleri hakkında hâkimlerin vazifelerinden dolayı tâbi oldukları muhakeme usulü tatbik olunur.

Vali, kaymakam ve nahiye müdürleri hakkında Memurin Muhakematı Kanunu hükmü caridir.

SULH HAKİMİNDEN C.M.U. SİNİN TAHKİKAT TALEBİ

MADDE 155 - Cumhuriyet Müddeiumumisi ancak hâkim tarafından yapılabilecek olan bir tahkik muamelesine lüzum görürse taleplerini bu muamelenin cereyan edeceği mahallin sulh hâkimine bildirir. Sulh hâkimi istenilen muameleye, işin vaziyetine göre kanunen cevaz olup olmadığını tetkik eder.

SUÇA KARŞI ZABITANIN VAZİFESİ

MADDE 156 - Zabıta makam ve memurları suçluları aramakla ve işin tenviri için lâzım gelen acele tedbirleri almakla mükelleftir. Bu makam ve memurlar tanzim ettikleri evrakı hemen müddeiumumiliğine gönderirler.

Ancak hâkim tarafından derhal icrası muktazi tahkik muamelelerine lüzum varsa bu evrakın doğrudan doğruya sulh hâkimine gönderilmesi caizdir.

VAK'A MAHALLİNDE MEMURUN EMİRLERİNE MUHALEFET

MADDE 157 - (Değişik 3206 - 21.05.1985) Olay mahallinde görevine ait işlemlere başlayan memur bu işlemlerin yapılmasını kasten ihlâl eden veya yetkisi dahilinde olarak aldığı tedbirlere aykırı davranan şahısları işlemlerin sonuçlanmasına kadar göz altına almaya yetkilidir. Şu kadar ki, bu süre yirmidört saati geçemez.

TAHKİKATIN SULH HAKİMİ TARAFINDAN RE'SEN YAPILMASI

MADDE 158 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Suçüstü hali ile gecikmesinde zarar umulan durumlarda sulh hâkimi de tutuklama dahil bütün tahkik işlemlerini re'sen yapmak yetkisine sahiptir.

Zabıta makam ve memurları, sulh hâkimi tarafından emredilen tedbirleri almak ve araştırmaları yerine getirmekle mükelleftir.

SANIK LEHİNDEKİ DELİLLERİN TOPLANMASI

MADDE 159 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanık, sulh hâkimi tarafından yapılan sorgusu sırasında suçsuzluğu yönünde bazı deliller gösterir ve sulh hâkimi bu delilleri yerinde görür, bunların kaybolmasından korkar veya bu deliller, sanığın serbest bırakılmasını gerektirir nitelikte bulunursa onları toplar.

Bu delillerin başka bir mahkemenin yargı çevresi içinde toplanması gereken hallerde bu işlemlerin yerine getirilmesi, o yer sulh hâkiminden istenebilir.

C.M.U. SİNİN SALAHİYETİ

MADDE 160 - 158 ve 159 uncu maddelerde yazılı hallerde mütaakıp işlerin yapılması salâhiyti Cumhuriyet Müddeiumumisinindir.

HAZIRLIK TAHKİKATINDA CUMHURİYET SAVCISI İLE SULH HAKİMİNİN TABİ OLDUKLARI HÜKÜMLER

MADDE 161 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanığın sorgusu, tanık ve bilirkişinin dinlenmesi veya bir keşif ve muayene sırasında Cumhuriyet savcısı veya sulh hâkiminin yanında bir zabıt kâtibi bulunur. Acele hallerde, yemin vermek şartıyla bir kimseye zabıt kâtipliği görevi yaptırılabilir.

Her tahkikat işlemi tutanakla tesbit olunur. Tutanak, Cumhuriyet savcısı veya sulh hâkimi ile hazır bulunan zabıt kâtibi tarafından imza edilir.

Tutanak, işlemin yapıldığı yeri, zamanı ve işleme katılan veya ilgisi bulunan kimselerin isimlerini ihtiva eder.

İşlemde hazır bulunan ilgililerce tasdik olunmak üzere tutanağın kendilerini ilgilendiren kısımları okunur veya okunmak üzere kendilerine verilir. Bu husus tutanağa yazılarak ilgili olanlara imza ettirilir.

İmzadan kaçınılırsa sebepleri yazılır.

KEŞİF VEYA MUAYENEDE, TANIK VE BİLİRKİŞİNİN DİNLENMESİNDE BULUNABİLECEKLER

MADDE 162 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Bir keşif veya muayenenin yapılması sırasında sanık, mağdur ve müdafileri hazır bulunabilir.

Bir tanık veya bilirkişinin duruşma sırasında hazır bulunamayacağı umulur veya meskeninin uzaklığı sebebiyle bulunması güç görülürse, bu tanık veya bilirkişinin dinlenmesinde dahi aynı hüküm uygulanır.

Sanığın huzuru tanıklardan birinin gerçeğe uygun tanıklık etmesine engel olabilecekse, o işte sanığın bulunmamasına karar verilebilir.

Bu işlerde hazır bulunmaya hakkı olanlar işin geri bırakılmasına meydan vermemek kaydıyla, işlerin yapılması gününden evvel haberdar edilir.

Sanık tutuklu ise, ancak tutuklu bulunduğu yerdeki mahkeme binası içinde yapılacak işlerde hazır bulunmayı isteyebilir.

Bu işlerde hazır bulunmaya hakkı olanlar kendilerine ait özüre dayanarak işin başka gününe bırakılmasını isteyemezler.

KAMU DAVASININ AÇILMASI

MADDE 163 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda, toplanan deliller kamu davasının açılmasına yeterli ise Cumhuriyet savcısı mahkemeye bir iddianame vermek suretiyle kamu davasını açar.

İddianamede sanığın açık kimliği, isnat olunan suçun neden ibaret olduğu, suçun kanunî unsurlarıyla uygulanması gereken kanun maddeleri, deliller ve duruşmanın yapılacağı mahkeme gösterilir.

Asliye ve ağır ceza mahkemelerine ait işlerde, hazırlık tahkikatının verdiği esaslı neticeler dahi iddianameye yazılır.

Cumhuriyet savcısının sulh ceza mahkemesinin görevine giren işler için düzenleyeceği iddianamede, sanığın açık kimliğini, uygulanması gereken kanun maddesini ve esaslı delilleri göstermesi yeterlidir. (...) (Madde 163'ün 4. fıkrası, Anayasa mahkemesinin 1.6.2002 tarih ve 24772 sayılı R.G.'de yayımlanan 20.3.2002 gün ve K. 2002/36 - E.2000/48 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)

TAKİBATA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR

MADDE 164 - (Değişik: 3206 - 21.5.1985) Yapılan hazırlık tahkikatı sonunda, kamu davasının açılması için yeterli delil bulunmaması veya keyfiyetin takibe değer görülmemesi halinde Cumhuriyet savcısı takibata yer olmadığına karar verir. Bu karar, evvelce sorguya çekilmiş veya tutuklama müzekkeresi verilmiş sanığa, suçtan zarar gören şikâyetçiye ve dava açılması talebi ile dilekçe verene bildirilir.

MÜDDEİUMUMİNİN KARARINA İTİRAZ

MADDE 165 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Şikâyetçi aynı zamanda suçtan zarar gören kimse ise, kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının mensup olduğu ağır ceza işlerini gören mahkeme dairesine en yakın bulunan ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına itiraz edebilir.

İtiraz istidasında hukuku âmme dâvasının açılmasını haklı gösterebilecek vakıalar ve deliller beyan edilmeli ve varsa bir avukat veya dâva vekili tarafından imza edilmiş bulunmalıdır.

İTİRAZIN TETKİKİ VE TAHKİKATIN TEVSİİ

MADDE 166 - (Değişik: 3006 - 8.6.1936) Ağır Ceza Reisi taleb ederse Cumhuriyet Müddeiumumisi o zamana kadar yaptığı bütün muameleleri havi evrakı kendisine gönderir.

Reis bir diyeceği varsa bildirilmesi için bir müddet tayin ederek istidayı maznuna tebliğ edebilir.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Ağır ceza mahkemesi başkanı, kararını vermek için tahkikatın genişletilmesine lüzum görür ise, bu hususu açıkça belirtmek suretiyle mahallî sulh hâkimini görevlendirebilir.

İTİRAZIN REDDİ

MADDE 167 - Hukuku âmme dâvasının açılması için kâfi sebepler bulunmazsa reis istidayı ret ve keyfiyeti müsted'iye Cumhuriyet Müddeiumumisine ve maznuna bildirir.

İstida reddedildikten sonra hukuku âmme dâvası ancak yeni vakıalara ve yeni delillere müsteniden açılabilir.

İTİRAZIN KABULÜ

MADDE 168 - Reis isdidanın varit ve haklı olduğuna kanaat getirirse hukuku âmme dâvasının açılmasına karar verir.

Cumhuriyet Müddeiumumisi bu kararı icra eder.

MUTERİZDEN KEFALET ALINMASI

MADDE 169 - Reis istida hakkında karar vermezden evvel gerek istida ve gerek tahkikatın istilzam eyleyeceği işlere ait olarak tahmin edilecek masrafların Hazineye ve maznuna karşı temini için bir kefalet verilmesini müsted'iden talep edebilir. Kefalet para veya Devlet esham ve tahvilâtı vermek suretiyle olur. Kefalet miktarını reis tâyin edeceği gibi aynı zamanda kefaletin verilmesi için dahi bir mehil tâyin eyler.

Muayyen müddet içinde kefalet verilmezse istida geri alınmış sayılır.

İTİRAZIN MASRAFLARI

MADDE 170 - 167 nci madde ile 169 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı hallerde istidaya mütaallik usul işlerinin masrafları müsted'inindir.

ÜÇÜNCÜ FASIL

İLK TAHKİKAT

MADDE 171:205 - (Madde 171 - 205, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

BEŞİNCİ FASIL

DURUŞMA HAZIRLIĞI

DURUŞMA GÜNÜ

MADDE 206 - Duruşmanın yapılacağı gün mahkeme reisi tarafından tâyin olunur.

Devlet ve Hükümet nüfuzunu kıran ve âdabı umumiye aleyhinde olan suçlar ile yağma ve yol kesmek ve adam kaldırmak ve öldürmek cürümleri diğerlerinden önce görülür.

CELPNAMENİN YAZILMASI VE TEBLİĞİ VE SÜBUT VASITALARININ NAKLİ

MADDE 207 - Cumhuriyet Müddeiumumiliği duruşma için icap eden celpnameleri yazar ve tebliğ eder ve suçun sübutuna yardım edecek eşyayı mahkemeye verir.

Maznun veya şahit yahut ehlihibre çok olmasından veya maznunun sorgusunun uzaması ihtimalinden dolay duruşmanın bir günde bitmeyeceği anlaşılırsa reis şahitlerle ehlihibrenin hepsini veya bir kısmını sonraki duruşmalara davet ettirebilir.

İDDİANAMENİN SANIĞA TEBLİĞİ

MADDE 208 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) İddianame, davetiye ile birlikte mahkemece sanığa tebliğ olunur.

(...) (Madde 208 in 2. fıkrası, Anayasa Mahkemesinin, 24.3.1999 tarih ve 23649 sayılı R.G.’de yayımlanan, 14.7.1998 gün ve E.1997/41 - K.1998/47 sayılı kararı ile iptal edilmiştir.)

MEVKUF OLAN VEYA OLMAYAN MAZNUNUN DAVETİ

MADDE 209 - Mevkuf olmıyan bir maznuna tebliğ olunacak celpnameye mazareti olmaksızın gelmediği halde tevkif olunacağı veya zorla getirileceği yazılır. Ancak 225 inci maddede beyan olunan halde bu ihtar yazılmaz. Mevkuf bulunan bir maznunun daveti 33 üncü madde mucibince duruşma gününün tebliği suretiyle olur. Aynı zamanda maznun duruşmada kendisini müdafaa için bir talepte bulunup bulunmıyacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmeğe davet olunur. Bu muamele mevkufun mahkeme kâtibi yanına getirilerek bir zabıt varakası tutmak suretiyle yapılır.

TEBLİĞ İLE DURUŞMA ARASINDAKİ MEHİL

MADDE 210 - Yukardaki madde mucibince celpnamenin tebliğiyle duruşma günü arasında en aşağı bir hafta geçmek icap eder.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Bu süreye uyulmamış ise, iddianamenin okunmasından önce sanık duruşmaya ara verilmesini isteyebilir.

MÜDAFİİ DAVET

MADDE 211 - Müdafii gerek mahkemece tâyin edilmiş olsun gerek maznun tarafından intihap edilipte mahkemeye haber verilmiş bulunsun maznun ile birlikte davet olunur.

MAZNUNUN MÜDAFAA DELİLLERİNİN TOPLANMASI TALEBİ

MADDE 212 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Maznun, şahid veya ehlihibrenin davetini yahut müdafaa delillerinin toplanmasını istediğinde bu delillerin taallûk ettiği vakıaları göstermek suretile bu babdaki istidasını duruşma gününden en aşağı beş gün evvel mahkeme reisine verir.

Bu istida üzerine verilecek karar derhal kendisine bildirilir.

Maznunun kabul edilen talebleri Cumhuriyet Müddeiumumiliğine de bildirilir.

DAVETİ REDDOLUNAN KİMSENİN MAZNUN TARAFINDAN DOĞRUDAN DAVET ETTİRİLMESİ

MADDE 213 - Reis bir kimsenin daveti hakkındaki istidayı reddeylediği takdirde maznun o kimseyi doğrudan doğruya davet ettirebileceği gibi evvelce bir istida vermeksizin dahi o kimseyi getirebilir.

Doğrudan doğruya davet olunan kimse, yol masrafiyle kaybedeceği vakit için tarifeye göre verilmesi muktazi tazminat, celpnamenin tebliği sırasında kendisine verilir veya mahkeme kalemine yatırıldığı bildirilirse hazır bulunmağa mecburdur.

Doğrudan doğruya davet olunan kimsenin beyanatı duruşma sırasında hâdisenin tenvirine yararsa mahkeme talep vukuunda, yukardaki fıkrada yazılı masraf ve tazminatın Devlet Hazinesinden verilmesine karar verir.

MAHKEME REİSİNİN RESEN DAVETİ

MADDE 214 - Mahkeme risi dahi resen şahit ve ehlihibre celbine ve başkaca sübut sebeplerinin toplanmasına karar verebilir.

DAVET EDİLEN ŞAHİTLERİN İSİM VE İKAMETGAHLARININ MAZNUNA VE MÜDDEİUMUMİYE BİLDİRİLMESİ

MADDE 215 - Maznun doğrudan doğruya davet ettirdiği veya duruşma sırasında getireceği ehlihibre ve şahitlerin isimleriyle mesken veya ikametgâhlarını Cumhuriyet Müddeiumumisine vakti zamaniyle bildirir.

Cumhuriyet Müddeiumumisi dahi iddianamede gösterilen veya maznunun talebi üzerine davet olunan şahitler ve ehlihibre haricinde gerek reisin karariyle ve gerek kendiğinden başka kimseleri davet ettirecek ise bunların isimleriyle mesken veya ikametgâhlarını maznuna yine vakti zamaniyle bildirir.

ŞAHİT VE EHLİHİBRENİN NAİPLE VEYA İSTİNABE YOLİYLE DİNLENMELERİ

MADDE 216 - Hastalık veya mâluliyet veya iktihamı mümkün olmayan başka bir sebeple bir şahit veya ehlihibrenin uzun veya gayrı muayyen bir zaman için duruşmada hazır bulunması kabil olmayacağı anlaşılırsa mahkeme bir naip marifetiyle veya istinabe yoliyle onun dinlenmesine karar verebilir. Yemin verilmesi icap eden hususlarda yemin ettirildikten sonra dinlenir.

Bu hüküm meskenlerinin uzak bulunmasından dolayı celpleri müşkül olan şahit ve ehlihibrenin dinlenmesinde dahi caridir.

ŞAHİT VE EHLİHİBRENİN DİNLENECEĞİ GÜNÜN BİLDİRİLMESİ

MADDE 217 - İşin gecikmsine sebebiyet vermeyecekse şahit veya ehlihibrenin dinlenmesi için tâyin olunan günden Cumhuriyet Müddeiumumisine, maznuna ve müdafie haber verilir. Bunların dinlenme sırasında hazır bulunmaları şart değildir. Tutulan zabıt varakası Cumhuriyet Müddeiumumisine ve müdafie gösterilir.

Mevkuf olan maznun ancak mevkuf bulunduğu mahaldeki mahkeme binası içinde yapılacak bu nevi işlerde hazır bulunmağı isteyebilir.

TEKRAR KEŞİF VE MUAYENE

MADDE 218 - Duruşmanın hazırlanması için yeniden keşif ve muayeneye ihtiyaç görülürse yine yukardaki madde ahkâmı tatbik olunur.

ALTINCI FASIL

DAVAYA DURUŞMA

DURUŞMA USULÜ

MADDE 219 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Duruşma, hükme iştirak edeceklerin huzurile ara vermeksizin cereyan eder. Cumhuriyet Müddeiumumisinin ve zabıt kâtiblerinin bulunmaları şarttır.

Sulh mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet Müddeiumumusi bulunmaz.

BİR KAÇ MÜDDEİUMUMİ VE MÜDAFİİN DURUŞMAYA İŞTİRAKLERİ

MADDE 220 - Cumhuriyet Müddeiumumiliği heyetinden bir kaç zat ve bir kaç müdafi aynı zamanda duruşmaya iştirak edebilecekleri gibi münavebe suretiyle işi aralarında taksim de edebilirler.

ARA VERME

MADDE 221 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Duruşmaya ara verilmesine mahkemece karar verilir.

141 inci maddede yazılı hal hariç olmak üzere müdafiin özürünün bulunması duruşmaya ara verme talebi için sanığa bir hak vermez.

210 uncu maddede belirlenen süreye uyulmamış ise duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğu sanığa bildirilir.

ARA VERMEDE SÜRE

MADDE 222 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) duruşmaya zaruret olmadıkça sekiz günden fazla ara verilemez. Tutuklu işlerde zaruret olsa dahi bu süre otuz günü geçemez.

MAZNUNUN GELMEMESİ

MADDE 223 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Bu Kanundaki istisnalar saklı kalmak kaydıyla mahkemeye gelmemiş olan sanık hakkında duruşma yapılmaz.

Gelmemenin makbul sebepleri isbat edilmezse maznunun ihzarı emrolunur veya hakkında tevkif müzekkeresi verilir.

(Ek fıkra: 2369 - 07.01.1981) Yargılandığı suçtan ötürü yüzüne karşı verilmiş bir tutuklama kararından sonra firar eden sanığın duruşmada sorguya çekilmiş ve artık duruşmada hazır bulunmasına mahkemece lüzum görülmemiş olması halinde dava gıyabında görülerek bitirilebilir.

(Ek fıkra: 3206 - 21.05.1985) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa dahi dava gıyabında bitirilebilir.

DURUŞMA SIRASINDA MAZNUNUN MAHKEMEDEN UZAKLAŞMASI

MADDE 224 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Mahkemeye gelen maznun, duruşmanın devamı müddetince hazır bulunur, savuşmasının önüne geçmek için mahkeme reisi lâzımgelen tedbirleri alır ve duruşma tehir olunduğu müddetçe maznunu nezaret altına dahi aldırabilir.

Maznun savuşur veya tehiri takib eden duruşmaya gelmezse dava hakkında evvelce kendisi sorguya çekilmiş ve artık huzuruna mahkemece lüzum görülmemiş olursa dava gıyabında bitirilebilir.

MAZNUNUN EVVELCE MAZBUT İFADESİNİN OKUNABİLECEĞİ HALLER

MADDE 225 - Tahkikatın mevzuu olan suç gerek yalnız ve gerek birlikte olarak para cezasını, hafif hapis ve müsadere cezalarını müstelzim ise maznun gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hallerde maznuna gönderilecek celpnamede kendisi gelmese dahi duruşmanın yapılabileceği yazılır.

SANIĞIN DURUŞMADAN VARESTE TUTULMASI

MADDE 226 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Sanık veya vekâletnamesinde sarahat bulunması halinde müdafi isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunma mecburiyetinden vareste tutabilir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Ağır cezalı suçların dışında sanık daha önce sulh hâkimi tarafından sorguya çekilmemiş ise davaya esas olan olaylar üzerine istinabe suretiyle sorguya çekilir.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Duruşmadan vareste tutulmasını talep etmese bile, davanın görüldüğü yer mahkemesinin yargı çevresi dışında başka bir suçtan tutuklu veya cezası infaz edilmekte olan sanığın sorgusu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığı ile yaptırılabilir.

Sorgu için tayin olunan gün, Cumhuriyet Savcısı ile müdafie bildirilir. Bunların sorgu sırasında hızır bulunması zorunlu değildir.

Sorgu tutanağı duruşmada okunur.

(Ek fıkra: 2248 - 12.06.1979) (Değişik fıkra: 2369 - 07.01.1981) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer sebeplerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan tutuklunun sorgusu yapılmış olması şartıyla hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için celbedilmemesine mahkemece karar verilebilir.

SANIĞIN MÜDAFİ GÖNDEREBİLMESİ

MADDE 227 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Sanığın, hazır bulunmaksızın yapılabilecek bütün duruşmalara müdafiini göndermek salâhiyeti vardır.

MAZNUNUN HAZIR OLMAKSIZIN YAPILAN DURUŞMADA ESKİ HALE GETİRME ŞARTI

MADDE 228 - Duruşma, maznun hazır olmaksızın yapılırsa, hükmün kendisine tebliği tarihinden bir hafta içinde mehlin geçmesinden mütevellit neticeleri bertaraf etmek için maznun kanuni sebeplere istinatla o hüküm hakkında eski hale getirme talebinde bulunabilir.

Şukadar ki maznun kendi talebi üzerine duruşmada hazır bulunmak mecburiyetinde tutulmamış yahut müdafi marifetiyle temsil edilmek salâhiyetini istimal etmiş olursa artık eski hale getirme talebinde bulunamaz.

MAZNUNUN ZORLA GETİRİLEBİLMESİ

MADDE 229 - Mahkeme maznunun bizzat hazır bulunmasına ve ihzar veya tevkif müzekkeresiyle zorla getirilmesine her vakit karar verebilir.

BİRDEN FAZLA DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

MADDE 230 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Mahkeme, bakmakta olduğu bir kaç dava arasında irtibat görürse bu irtibat üçüncü maddede gösterilen neviden olmasa bile birlikte tahkik ve hükmolunmak üzere bu davaların birleştirilmesine karar verebilir.

REİSİN VAZİFESİ

MADDE 231 - Reis duruşmayı idare eder ve maznunu sorguya çeker ve ikame edilen delilleri dinler.

Duruşmada alâkadar olanlardan biri duruşmanın idaresine mütaallik olarak reis tarafından emrolunan bir tedbirin kabule şayan olmadığını beyan ederse mahkeme bu bapta bir karar verir.

ŞAHİTLERLE EHLİHİBRENİN MÜDDEİUMUMİ VE MAZNUN TARAFINDAN DİNLENMELERİ VE İSTİZAHLARI

MADDE 232 - Cumhuriyet Müddeiumumisi ile maznun tarafından gösterilen şahitlerle ehlihibrenin dinlenmelerini ve istizahını, Cumhuriyet Müddeiumumisi ve müdafiin müttefikan vâkı talepleri üzerine mahkeme reisi kndilerine tevdi eder. Bu takdirde müddeiumumi tarafından gösterilen şahitleri ve ehlihibreyi dinlemek ve istizah etmek hakkı müddeiumumiye aittir. Maznun tarafından gösterilen şahitler ve ehlihibrenin dinlenmesinde ve istizahında aynı rüçhan müdafie aittir.

Bundan sonra reis dahi şahitlere ve ehlihibreye meseleyi daha ziyade tenvir için lâzım gördüğü sualleri sorabilir.

MAHKEME AZASININ SUAL SORMASI

MADDE 233 - Reis talepleri üzerine mahkeme âzasına dâhi ehlihibre ve şahitlere sual sormağa müsaade verir.

Bu müsaade Cumhuriyet Müddeiumumisine, maznuna ve müdafie dahi verilir.

DİNLENME VE İSTİZAH MÜSAADESİNİN GERİ ALINMASI

MADDE 234 - 232 nci maddenin birinci fıkrasında gösterilen halde ehlihibre ve şahitlerin dinlenme ve istizahı hususunda kendilerine verilen müsaadeyi bir taraf suiistimal ederse reis bunu geri alabilir.

232 nci maddenin birinci ve 23 üncü maddenin ikinci fıkralarında gösterilen hallerde reis icapsız olan veya taallûku bulunmıyan suallerin sorulmasını menedebilir.

SUAL SORULMASINDA TEREDDÜT

MADDE 235 - Bir sualin sorulması caiz olup olmadığında tereddüt edilirse mahkeme bir karar verir.

ŞAHİT VE EHLİHİBRE YOKLAMASI VE SON TAHKİKATIN AÇILMASI KARARININ OKUNMASI

MADDE 236 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Duruşmaya şahidlerin ve ehlihibrenin yoklamasile başlanır.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Bundan sonra sanığın açık kimliği ve şahsi durumu tesbit olunur. Daha sonra iddianame okunur ve 135 inci maddeye göre sanık sorguya çekilir.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.5.1985) İddianamenin okunması ve sanığın sorguya çekilmesi tanıklar hazır bulunmaksızın yapılır.

DELİLLERİN İKAMESİ VE BU BAPTAKİ TALEP VE KARARLAR

MADDE 237 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ikamesine başlanır. Ancak, sanığın sorgusunun yapılmamış olması delillerin ikamesine mani değildir. Sonradan gelen sanığa, ikame edilen deliller bildirilir.

Bir delilin iradına mütaallik talebin reddi mevzuubahsolur. Yahut bazı delillerin iradına müsaade olunması muhakemenin talikını icap ettirirse, mahkeme bu bapta bir karar verir.

Mahkeme vukubulan talep üzerine veye kendiliğinden şahit ve ehlihibre celbini ve başkaca sübut sebeplerinin ihzar ve iradını emredebilir.

DELİLLERİN İKAMESİ VE REDDİ

MADDE 238 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) delillerin ikamesi, davet edilen bütün tanıkların ve bilirkişinin dinlenmesi vesair sübut vasıtalarının iradedilmesi demektir.

İkamesi istenilen herhangi bir delil aşağıda yazılı hallerde reddolunabilir.

a) Delil ikamesi kanun hükümleri mucibince caiz değilse,

b) Delilin belli açık bir hususa taallûku itibariyle ikamesi lüzumsuz ise,

c) Delil ile ispat edilmek istenilen vakıanın karara tesiri yoksa veya sanık lehine evvelce sabit olmuş bir duruma ilişkin olursa,

d) Delil hiçbir suretle maksada elverişli değilse,

e) Delilin elde edilmesi imkânı yoksa,

f) Delil ikamesi talebi işi uzatmak maksadıyle yapılmış ise,

g) Sanığın beraatini ispat edecek önemli bir iddia ileri sürülüp de bu iddiada bildirilen vakıa, gerçek olarak kabul edilebilecek mahiyette ise.

Bu hüküm, ilk olarak duruşma celsesinde veya 212 nci madde mucibince duruşma hazırlığında veya hâkim soruşturmasında davet olunup dinlenmeleri istenilen tanıklar ve bilirkişiler hakkında ve diğer sübut vasıtalarının iradı halinde de uygulanır.

Cumhuriyet Savcısı ile sanık ve varsa müdahil müştereken talep ederlerse mahkeme şu veya bu delilden vazgeçebilir.

Müdahil, yalnız şahsî hakları ispat için gösterdiği delilden, başkalarının uygun beyanlarına hacet olmadan, her zaman vazgeçebilir.

Kabahate taallûk eden veya şahsî dava üzerine görülen işlerde mahkeme davaya ve feragate ve evvelce verilen kararlara bağlı olmayarak delillerin ne hudut dahilinde ikame edileceğini tayin eder.

DELİL VE VAKIANIN GEÇ İKAME VE İRAT EDİLMESİ

MADDE 239 - Bir delilin veya ispat olunacak vakıanın geç irat edilmesi, ikamesi talebinin reddine sebep olmaz.

Bununla beraber dinlenecek şahidin veya ehlihibrenin ismi hasma geç tebliğ edilmiş yahut ispat edilecek hâdise hasım tarafı için lâzımgelen malâmatı elde etmeğe vakit müsait olmıyacak derecede geç bildirmişse hasım tarafı delillerin ikamesi hitam bulmazdan evvel malûmat almak üzere duruşmanın talikını istiyebilir.

Reisin veya mahkemenin emriyle davet olunacak şahitler ve ehlihibre hakkında Cumhuriyet Müddeiumumisi ve maznun dahi bu hakkı haizdirler.

Bu talepler hakkında mahkeme kanaatine göre karar verir.

SORGU SIRASINDA MAZNUNUN MAHKEMEDEN ÇIKARILABİLECEĞİ HALLER

MADDE 240 - Maznunun yüzüne karşı şeriklerinden birinin veya bir şahidin hakikatı söylemiyeceğinden korkulursa, mahkeme sorgu ve dinleme sırasında o maznunun mahkeme salonundan çıkarılmasını emredebilir.

Şukadar ki maznun tekrar getirildiği zaman gıyabında yapılan söz ve işlerin esaslı noktaları kendisine bildirilir.

ŞAHİDİN VE EHLİHİBRENİN DİNLENDİKTEN SONRA MAHKEMEDEN UZAKLAŞMALARI

MADDE 241 - Şahitler ve ehlihibre dinlendikten sonra ancak reisin emir ve müsaadesiyle mahkemeden çıkabilirler. Bunun için evvelce Cumhuriyet Müddeiumumisine ve maznuna sorulur.

DURUŞMA SIRASINDA OKUNACAK SÜBUT SEBEPLERİ

MADDE 242 - Sübut sebepleri olarak kullanılacak senetler ve sair evrak duruşma sırasında okutturulur.

Evvelce verilmiş olan mahkûmiyet ilâmlariyle adlî sicil hulâsaları ve şahsi ahval sicilleri hakkında dahi bu suretle muamele olunur. Bu hüküm keşif ve muayeneyi tazammun eden zabıt varakaları hakkında da caridir.

DELİLİN BİR ŞAHİTTEN İBARET OLMASI

MADDE 243 - Bir vakıanın delili bir şahidin şahsi malûmatından ibaret ise bu şahit duruşma esnasında dinlenir.

Şahidin daha evvelce şahadetini ihtiva eden zabıt varakalarının ve yazılı beyanlarının okunması şifahi şahadet yerine geçemez.

ZABIT VARAKALARININ OKUNMASİYLE İKTİFA OLUNABİLECEK HALLER

MADDE 244 - Bir şahit veya ehlihibre yahut maznunun şeriklerinden biri vefat etmiş veya akıl hastalığına tutulmuş veya meskeni bulunmamış olursa evvelce alınan ifadesini havi zabıt varakasının okunmasiyle iktifa olunabilir. Evvelce mahkûm olan şerik hakkında dahi hüküm böyledir.

(Değişik fıkra: 3206 - 21.05.1985) 162 ve 216 ncı maddelere göre dinlenen tanık ve bilirkişilere ait tutunağın okunmasıyla da yetinilebilir.

Zabıt varakalarının bu suretle okunması ancak mahkeme karariyle olur. Bu kararda zabıt varakalarının okutturulmasını icap ettiren sebepler ve ifadesi okutturulan şahsın evvelce yeminle dinlenmiş olup olmadığı beyan olunacaktır. Bu hükümler şahit ve ehlihibrenin yeniden dinlenmesi halinde yeminin lüzumuna dair olan hükümleri değiştirmez.

ŞAHİTLİKTEN ÇEKİNME HAKKINI SONRADAN KULLANAN ŞAHİDİN İFADESİ

MADDE 245 - Duruşmadan önce dinlenipte ilk defa olarak duruşma esnasında şahitlik etmekten çekinmek hakkını kullanan şahidin yazılı ifadesi dahi okunmaz.

ŞAHİT VE EHLİHİBREYE EVVELCE MAZBUT İFADELERİN OKUNABİLECEĞİ HALLER

MADDE 246 - Şahitlerden veya ehlihibreden biri bir vakıayı hatırlayamadığını beyan ederse evvelki şahadetini muhtevi olan zabıt varakasının o vakıaya mütaallik olan kısmı okunarak meseleyi hatırlamasına yardım edilir.

Şahidin son şahadetiyle evvelki ifadesi arasında tenakuz bulunupta duruşmayı kesmeksizin başka suretle telif veya izalesi mümkün olmazsa mazbut ifadesi okunabilir.

MAZNUNUN EVVELCE MAZBUT İFADESİNİN OKUNABİLECEĞİ HALLER

MADDE 247 - Maznunun hâkim tarafından tanzim kılınan zabıt varakasındaki ifadesi ikrarına delil olmak üzere okunabilir.

Maznunun evvelki ve sonraki ifadeleri arasında tenakuz bulunupta duruşmayı kesmeksizin başka suretle telif veya izalesi mümkün olmasa mazbut ifadesi okunabilir.

İFADELERİN OKUNDUĞUNUN ZAPTA YAZILMASI

MADDE 248 - 246 ve 247 nci maddelerde beyan olunan hallerde okuma keyfiyeti ve bunu icap ettiren sebepler Cumhuriyet Müddeiumumisinin veya maznunun talebi üzerine zabıtnameye yazılır.

RAPORLARIN VE DİĞER EVRAKIN OKUNMASI

MADDE 249 - Maznunun tavru hareketine dair şahadetnameler müstesna olmak üzere başka bir şahadetname veya mütalâayı muhtevi olarak resmî dairelerden yazılı evrak ile muayeneyi havi tabip veya ehlihibre raporları okunabilir.

Bu raporlar üzerine istizaha lüzum görülürse imza edenlerin yazılı veya şifahi olarak fennî mütalâaları alınır. Şukadar ki keşif ve muayeneye dair olan mütalâalar bir heyet tarafından verilmişse mahkeme duruşma esnasında heyetin mütalaasını beyan etmek vazifesini âzasından birine vermeği o heyete teklif edebilir.

DİNLENME VE OKUNMADAN SONRA MAZNUNA NE DİYECEĞİNİN SORULMASI

MADDE 250 - Şahidin, ehlihibrenin veya şerikinin dinlenmesinden ve herhangi bir varakanın okunmasından sonra bunlara karşı bir diyeceği olup olmadığı maznuna sorulur.

MÜDDEİUMUMUMİNİN, MAZNUN VE MESULÜ BİLMALİN İDDİALARI VE SÖZLERİ

MADDE 251 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Delillerin ikame ve münakaşası bittikten sonra söz davacıya ve ondan sonra Cumhuriyet Müddeiumumisine, sonra mesulü bilmale ve daha sonra da hemen maznuna verilir.

Cumhuriyet Müddeiumumisi maznuna ve maznun ve müdafii de Cumhuriyet Müddeiumumisine cevap vermek hakkını haizdirler. Reisin müsaadesile davacı ve mesulü bilmal de cevap verebilir. En son söz maznunundur.

Maznun namına müdafi tarafından müdafaada bulunsa dahi müdafaaya ilâve edecek başka bir şey olup olmadığı maznuna sorulur.

TERCÜMAN BULUNDURULACAK HALLER

MADDE 252 - Maznun Türkçe bilmiyorsa bir tercüman vasıtasiyle hiç olmazsa Cumhuriyet Müddeiumumisinin ve müdafiin son iddia ve müdafaalarının neticeleri kendisine anlatılır.

Sağır veya dilsiz olan maznuna bunlar yazı ile bildirilemiyecek olursa 58 inci madde mucibince muamele olunur.

DURUŞMANIN BİTMESİ VE HÜKÜM

MADDE 253 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Duruşmanın sona erdiği tefhim olunduktan sonra hüküm verilir.

Sanığın beraatine veya mahkûmiyetine, davanın reddine veya düşmesine ve muhakemenin durmasına dair kararlar hükümdür.

Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilir.

Kovuşturmanın ve dolayısiyle muhakemenin yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın gerçekleşmediği anlaşılırsa, gerçekleşmesini beklemek üzere, muhakemenin durmasına karar verilir.

Ceza Kanunun birinci kitabının dokuzuncu babında davanın düşmesi sebebi olarak gösterilen haller varsa veya muhakeme şartının gerçekleşmeyeceği anlaşılırsa davanın düşmesine karar verilir.

Derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma veya düşme kararı verilemez.

DELİLLERİ TAKDİR SALAHİYETİ

MADDE 254 - Mahkeme irat ve ikame edilen delilleri duruşmadan ve tahkikattan edineceği kanaate göre takdir eder.

(Ek fıkra: 3842 - 18.11.1992) Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz.

ADİ HUKUK MESELELERİNDE CEZA MAHKEMELERİNİN SALAHİYETİ

MADDE 255 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Bir fiilin suç olup olmaması, adi hukuka müteallik bir meselenin halline bağlı ise ceza mahkemesi bu meseleye dahi ceza işlerindeki usul ve deliller için mer'i kaidelere göre karar verir.

Bununla beraber mahkeme, muhakemeyi talik ve hukuk davası açılması için alâkadarlara bir mehil verebilir.

Hukuk mahkemesinden bu babda bir hüküm çıkmasını da bekliyebilir.

Ceza mahkemelerinde son tahkikat esnasında suçtan zarar görenlerle maznunların yaşlarında ceza hükümleri bakımından lüzum görülecek tashihlerin Nüfus Kanunundaki usule göre icrası ceza mahkemesine aiddir. Bu babda verilecek karar esas hükümle birlikte temyiz olunabilir.

HÜKÜM VE KARARLARDA LAZIM OLAN REY MİKTARI

MADDE 256 - Mahkemece hüküm ve kararlar ittifak veya ekseriyetle verilir.

Muhalefet sebeplerinin zambıtnamede gösterilmesi mecburidir.

HÜKMÜN MEVZUU VE SUÇU TAKDİRDE MAHKEMENİN SALAHİYETİ

MADDE 257 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir.

(Değişik 2. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.

SUÇUN MAHİYET VE VASFININ DEĞİŞMESİ

MADDE 258 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir halde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun temas ettiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

Ceza Kanununda tayin edilmiş olup cezanın artırılmasını icab edecek mahiyette bulunan hallerin ilk defa duruşma sırasında serdedilmesi halinde dahi aynı hüküm caridir.

(Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanık, iddianamede yazılı suçtan daha ağır bir madde hükmüne maruz bırakıldığını veya ikinci fıkrada gösterilen nitelikte yeni ileri sürülen hallerin mevcudiyetini bildirerek, savunmasını hazırlayamadığı itirazında bulunacak olursa, mahkeme, duruşmanın başka güne bırakılmasına karar verir.

Bundan başka mahkeme vaziyette hasıl olan değişiklikler neticesinde iddia ve müdafaayı lâyıkıle hazırlamak için muhakemenin talikine lüzum görürse gerek taleb üzerine ve gerek kendiliğinden muhakemeyi talik edebilir.

(Ek 5. fıkra: 1696 - 05.03.1973) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirmeler varsa müdafie yapılır. Müdafi sanığa tanınan haklardan onun gibi faydalanır.

(Ek 6. fıkra: 2369 - 07.01.1981) (Değişik: 3206 - 21.05.1985) İddianamede gösterilen suçun temas ettiği kanun maddelerinde belirtilen cezadan daha az bir ceza verilmesini gerektiren hallerde sanık, meşruhatlı davetiye tebliğine rağmen duruşmaya gelmez veya davetiye tebliğ edilemez ise bu maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanmaz.

DURUŞMA SIRASINDA SANIĞIN YENİ

BİR SUÇUNUN ORTAY ÇIKMASI

MADDE 259 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanığın, iddianamede yazılı suçtan başka bir suç işlemiş olduğu duruşma sırasında ortaya çıkarsa, Cumhuriyet savcısının talebi ve sanığın muvafakatıyla her ikisi birlikte hükmolunmak üzere bu suç, duruşması yapılmakta olan işle birleştirilebilir.

Yeni suç mahkemenin yetkisi haricinde olur veya kendisine göre daha üst bir mahkemenin görevine dahil bulunursa yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.

HÜKMÜN ESBABI MUCİBESİNDE GÖSTERİLMESİ LAZIMGELEN NOKTALAR

MADDE 260 - Maznun mahkûm olursa hükmün esbabı mucibesinde mahkemece suçun kanuni unsurları olmak üzere sabit ve muhakkak addedilen vakıalar gösterilir; eğer delil başka vakıalardan istintaç edilmiş ise bunlar dahi hükümde söylenir.

Duruşma sırasında Ceza Kanununda muayyen olup cezanın kaldırılmasını veya tahfif veyahut teşdidini mucip olacak mahiyetteki hallerin vücudu serdedilmiş ise hükmün esbabı mucibesinde bu hallerin sabit addedilip edilmediği gösterilir.

Bundan başka mahkûmiyete dair hükmün esbabı mucibesi Ceza Kanununun tatbik olunan maddesini veya ceza miktarının tâyinine hâkimi sevkeden halleri muhtevi olur.

Ceza Kanunu umumi surette daha hafif bir cezanın tatbikını esbabı muhaffife vücuduna bağlı kılmış ise bu sebeplerin vücudu kabul veya reddolunduğu takdirde hükmün esbabı mucibesi bunlara mütaallik kararları dahi gösterir.

Kanun yollarına müracaata salâhiyeti olanlar bu haklarından vaz geçtiklerini beyan ederlerse suçun kanuni unsurlarını gösteren vakıaların ve tatbik edilen kanun maddesinin söylenmesi yeter.

Beraet halinde hükmün esbabı mucibesi maznunun isnat olunan suçu işlediğinin sabit olmamasından mı yoksa sabit ve mütehakkik addedilen suçun kanunda bir mahkûmiyeti istilzam edemediğinden mi beraetine hükmolunduğunu gösterir.

HÜKMÜN NE SURETLE TEFHİM OLUNACAĞI

MADDE 261 - (Değişik: 3206 - 04.06.1985) Hükmün tefhimi duruşmanın sonunda, en az 268 inci maddede belirtilen hüküm fıkrasının duruşma tutanağına geçirilerek okunması ve gerekçenin başlıca noktalarının sözlü olarak bildirilmesi suretiyle olur.

Hüküm fıkrası ayakta dinlenir.

Hükmün tefhimi sırasında sanık hazır bulunduğu takdirde, varsa kanun yolları kendisine bildirilir.

VAZİFESİZLİK KARARI VERİLMİYEN HAL

MADDE 262 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Mahkeme, duruşmada anlaşılan vasıf ve mahiyetini ileri sürerek davanın görülmesi derecesi dun bir mahkemeye aid olduğundan bahisle vazifesizlik kararı veremez.

VAZİFESİZLİK KARARI VERİLMESİ LAZIM GELEN HAL VE NETİCESİ

MADDE 263 - (Değişik: 3206 - 04.06.1985) Duruşmalarda sanığa yüklenen suçun, davayı gören mahkemenin görevini aştığı veya dışında kaldığı anlaşılırsa, mahkeme bir kararla işi görevli mahkemeye gönderir.

Bu karar aleyhine Cumhuriyet savcısı acele itiraz yoluna başvurabilir.

DURUŞMA TUTANAĞI

MADDE 264 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Duruşma için tutanak tutulur ve mahkeme başkanı ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır. Mahkemece gerekli bulunduğunda duruşma safahatı, mahkemenin uygun ve lüzumlu göreceği teknik araçlarla tespit olunabilir. Bu tespite dayanılarak sonradan düzenlenecek duruşma tutanaklarının, duruşma safahatına uygun olduğu, mahkeme başkanı ve tutanağı düzenleyen zabıt kâtibi tarafından tasdik edilir.

Mahkeme başkanının özürü bulunursa tutanak üyelerin en kıdemlisi tarafından imzalanır.

MUHAKEME ZABITNAMESİNİN İHTİVA EDECEĞİ NOKTALAR

MADDE 265 - Muhakeme zabıtnamesi

1 - Duruşmanın icra kılındığı yer ve tarihi,

2 - Hâkimlerin, Cumhuriyet Müddeiumumisinin, zabıt kâtibinin ve varsa tercümanın adını,

3 - İddianamede tavsif edildiği gibi suçun ne olduğunu,

4 - Maznunların, müdafilerin, dâvacıların adlarını,

5 - Muhakemenin açık mı yoksa gizli mi olduğunu ihtiva eder.

ZABITNAMEDE YAZILACAK DİĞER NOKTALAR

MADDE 266 - Zabıtname kısaca duruşmanın cereyanı ile neticelerini ve muhakeme usulünün esaslı merasimine riayet olunduğunu vuzuhla gösterir

Duruşma esnasında okunulan evrak ve vesikaların neden ibaret olduğunu ve dermeyan edilen iddiların hulâsalarını ve verilen kararlarla hüküm fıkrasını ihtiva eder.

Duruşma bir sulh mahkemesinde cereyan etmişse zabıtname sorgularla şahitlerin beyanatının hulâsalarını vda ihtiva eder.

Duruşma sırasında hâdis olan bir vakıayı tesbit etmek yahut bir şahadet ve beyanı tamamiyle yazmak iktiza ederse reis öylece yazılmasını ve okunmasını emreder. Bunların okunduğu ve yazılan hususun tasdik olunduğu veya ne gibi itirazlar edildiği zabıtnameye geçirilir.

ZABITNAMENİN İSPAT KUVVETİ

MADDE 267 - Duruşmanın nasıl yapılacağı hakkındaki kanuni merasime riayet edilip edilmediği ancak zabıtname ile ispat olunabilir. Zabıtnamenin bu kısmına karşı yalnız sahtelik iddiası yapılabilir.

HÜKMÜN ESBABI MUCİBESİ VE HÜKÜM FIKRASININ İHTİVA EDECEĞİ NOKTALAR

MADDE 268 - Hükmün esbabı mucibesi tamamiyle zabıtnameye dercedilmemişse tefhimden üç gün içinde dâva dosyasına raptolunur.

Hüküm ve kararlar buna iştirak eden hâkimler tarafından imzalanır.

Hükmün beyan edilmesinde, hâkimlerden biri imza edemeyecek halde ise mâniin sebebi reis tarafından ve bununda bulunmaması halinde hükümde hazır bulunan hâkimlerin en kıdemlisi tarafından hükmün altına yazılır.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Hüküm fıkrasında; 253 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığını tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir.

Hükümlerin ikinci nüshaları ve hulâsaları reis ve zabıt kâtibi tarafından imzalanır ve mahkeme mühriyle mühürlenir.

YEDİNCİ FASIL

GAİPLERİN MUHAKEMESİ

GAİBİN TARİFİ

MADDE 269 - Meskeni bilinmeyen veya yabancı memlekette sakin olupta salahiyetli mahkeme huzuruna celbi mümkün olmıyan yahut bu surette davetin neticesiz kalacağı kuvvetle anlaşılan maznun gaip sayılır.

GAİP HAKKINDA DURUŞMA AÇILMASI

MADDE 270 - Bir gaibin aleyhinde tahkikata mevzu teşkil eden suç para cezasını veya müsadereyi yahut her ikisini istilzam ederse duruşma açılabilir.

Bu bapta 271'den 277 nciye kadar olan madde hükümleri tatbik olunur.

MADDE 271 - (...) (Madde 271, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

CELPNAMEDE YAZILACAK NOKTALAR

MADDE 272 - Celpname; maznunun adını, sanını, yaşını, işini ve malûm ise ikametgâh ve meskenini, isnat olunan suçu ve duruşma günü ile saatini ihtiva eder.

Bundan başka maznun mazereti olmaksızın hazır bulunmazsa duruşmanın yapılacağı ihtarı celpnameye ilâve olunur.

MAZNUN NAMINA DURUŞMAYA KABUL OLUNABİLECEK KİMSELER

MADDE 273 - Maznun namına bir müdafi duruşmaya gelebilir. Kanuni hısımlarından bir kimse de onu temsil etmek üzere, kendisinden bir vekâletname aranmaksızın kabul olunabilir.

MADDE 274 - (...) (Madde 274, 11.2.1959 tarih ve 7201 sayılı Kanunun 62. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

MAZNUN NAMINA KANUN YOLLARINA MÜRACAAT

MADDE 275 - 273 üncü maddede gösterilen kimseler, maznun için açık bulunan kanun yollarına müracaat edebilirler.

MUAYYEN EŞYANIN HACZİ

MADDE 276 - Hükmolunabilecek para cezasının en yüksek derecesini ve muhakeme masraflarını istifaya yetişecek miktarda maznunun muayyen malları icabında hâkim tarafından haczolunabilir. Bu haciz hakkında İcra Kanununun hükümleri tatbik olunur.

Haciz vaz'ını icap ettiren sebepler kalmazsa haciz kaldırılır.

UMUMİ HACİZ

MADDE 277 - Yukardaki maddeye göre haciz kabil olmaz veya haczolunacak mal yetmezse maznunun Türkiye'de elde edilebilecek bütün malları haczolunabilir. Bu karar Resmi Gazete ile ve mahkeme tensip ederse diğer gazetelerde ilân edilir.

Haciz kararının Resmî Gazete ile birinci ilânından sonra, maznunun haczedilen mallar üzerindeki temliki tasarrufları Devlet Hazinesi hakkında hükümsüzdür.

Umumi haczi istilzam eden sebepler kalkar veya 276 ncı madde mucibince bir malın haciz suretiyle Hazinenin hukuku temin edilirse umumi haczi kaldırılır.

Haczin vaz'ı hangi gazetelerle ilân edilmişse kaldırıldığı da o gazetelerle ilân olunur.

GAİP HAKKINDA DURUŞMA AÇILMAMASI VE ALEYHİNE YAPILACAK İŞLER

MADDE 278 - Gaip hakkında duruşma yalnız 270 inci maddede yazılı hallerde açılır. Bu hallerde başkasında gaip aleyhinde yapılacak işler, ileride hazır bulunursa delillerin haliyle muhafazasını temin içindir.

Bu işler 279 dan 287 nciye kadarki maddelere göre yapılır.

MÜDAFİ KABUL VE İNTİHABI

MADDE 279 - (...) (Madde 279 un İlk fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

Maznunun kanuni hısımlarından olan kimseler dahi ona bir müdafi intihap etmek hakkını haizdirler.

Şahitler ve ehlihibre yemin ile dinlenir.

TAHKİKAT İŞLERİNDEN GAİBE HABER VERİLİP VERİLMİYECEĞİ

MADDE 280 - Gaip olan maznun kendisine tahkikat işlerinin cereyanından haber verilmesini asla talep edemez.

Bununla beraber hâkim meskeni bilinen maznuna malûmat verebilir.

GAİBE İHTAR

MADDE 281 - Meskeni bilinmiyen gaibe hâkim huzurunda ispatı vücut etmesi yahut meskenini bildirmesi gazetelerle ihtar olunabilir.

GAİP HAKKINDAKİ DELİLLERİN NE SURETLE TOPLANACAĞI

MADDE 282 - Son tahkikat açıldıktan sonra maznunun gaip olduğu anlaşılırsa başkaca toplanılması icap eden deliller bir naip veya istinabe olunan hâkim vasıtasiyle toplanır.

TEVKİF MÜZEKKERESİNİ İCAP ETTİRECEK HALLERDE HACİZ

MADDE 283 - (Değişik: 3515 - 28.06.1938) Aleyhinde hukuku amme davası açılmış olan gaib, tevkif müzekkeresi kesilmesini icab ettirecek kuvvetli şübheler altında ise Türkiye dahilindeki malları asliye mahkemesi reis veya hâkimi tarafından verilecek kararla haczolunabilir.

Türk Ceza Kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ölüm veya ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerden maznun olanların kaybolması halinde yukarıki fıkraya göre mallarının haczine karar verilmesi mecburidir.

HACİZ KARARININ İLANI

MADDE 284 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Hacir kararı Resmi Gazete ile ve asliye mahkemesi reisi veya hâkimi tensib ederse diğer gazetelerle de ilân olunur.

MAZNUNUN MEMNU OLDUĞU TASARRUFLAR VE İDARE MAKAMI

MADDE 285 - Resmî Gazete ile birinci ilândan sonra maznun haczedilen malları üzerinde ölüme bağlı tasarruflardan maada tasarruflarda bulunamaz.

Haciz kararı gaiplerin mallarını idare eden makama tebliğ edilir. Bu makam malların idaresini temin için iktiza eden kanuni tedbirleri alır.

HACZİN KALDIRILMASI VE İLANI

MADDE 286 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Konmasını icab eden sebepler kalmazsa haciz kaldırılır.

Haczin konduğu hangi gazetelerle ilân edilmişse kaldırıldığı da o gazetelerle ilân olunur.

MADDE 287 - (...) (Madde 287, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

MAZNUNA VERİLECEK TEMİNAT VARAKASI

MADDE 288 - Mahkeme gaip olan maznun hakkında bir teminat varakası verebilir. Bu teminat şartlara bağlanabilir.

Teminat varakası hangi suç için verilmiş ise maznunu yalnız ondan dolayı tevkiften masun bulundurur.

Maznun hürriyeti tahdit eden bir ceza ile mahkûm olur veya kaçmak hazırlığında bulunur yahut teminat varakasının bağlı olduğu şartlara riayetsizlik ederse teminatın hükmü kalmaz.

ÜÇÜNCÜ KİTAP

KANUN YOLLARI

BİRİNCİ FASIL

UMUMİ HÜKÜMLER

KANUN YOLLARINA MÜRACAAT HAKKI

MADDE 289 - Adlî kararlar aleyhine gerek Cumhuriyet Müddeiumumisi ve gerek maznun için kanun yolları açıktır.

Cumhuriyet Müddeiumumisi maznun lehine olarak da kanun yollarına müracaat edebilir.

MÜDAFİİN MÜRACAAT HAKKI

MADDE 290 - Müdafi maznunu açık arzusuna muhalif olmamak şartiyle kanun yollarına müracaat eyliyebilir.

KANUNİ MÜMESSİLİN VE EŞİN MÜRACAAT HAKKI

MADDE 291 - (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Sanığın kanunî mümessili ve eşi sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden müracaat edebilirler. Sanığın müracaatına ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak müracaat ve onu takip eden işlemler için de geçerlidir.

MEVKUFUN KANUN YOLLARINA MÜRACAAT USULÜ

MADDE 292 - Mevkuf olan maznun tevkifhanenin bulunduğu mahaldeki mahkeme kâtibine beyanatta bulunmak suretiyle de kanun yollarına müracaat edebilir. Kâtip bu bapta bir zabıt varakası yaparak hâkim veya reise tasdik ettirir.

Kanuni mehillere riayet edilmiş olmak için zabıt varakasının bu mehiller için de yapılmış olması lâzımdır.

KANUN YOLUNUN TAYİNİNDE HATA

MADDE 293 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Kabule şayan bir müracaatta kanun yolunun veya merciinin tayininde yapılan bir hata müracaat edenin hukukunu ihlâl etmez.

MÜDDEİUMUMİNİN MÜRACAATI NETİCESİNİN ŞÜMULÜ

MADDE 294 - Cumhuriyet Müddeiumumiliği tarafından aleyhine kanun yoluna müracaat olunan karar maznun lehine bozulabileceği gibi tadil de olunabilir.

MÜRACAAT HAKKINDAN VAZ GEÇİLMESİ VE TESİRİ

MADDE 295 - Kanun yollarına müracaatta bulunmak hakkının iskat olunması veya vukubulmuş bir müracaattan vazgeçilmesi, bu müracaat için muayyen mehlin bitmesinden önce dahi muteber olur. Şukadar ki Cumhuriyet müddeiumumiliği tarafından maznun lehine vukubulmuş olan müracaat onun muvafakati olmaksızın geri alınamaz.

Müdafiin vuku bulmuş bir müracaattan vaz geçebilmesi ayrıca hususi vekâleti haiz bulunmasına bağlıdır.

DURUŞMA BAŞLADIKTAN SONRA VAZGEÇİLMENİN ŞARTI

MADDE 296 - Kanun yoluna müracaat üzerine verilecek karar duruşma ile verilecekse, bu müracaatın geriye alınması ancak hasmın muvafakatiyle olabilir.

İKİNCİ FASIL

İTİRAZ

İTİRAZ OLUNABİLEN KARARLAR

MADDE 297 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Kanunda aksi yazılı olmadıkça mahkeme naibi ve istinabe olunan hâkimin kararları ile asliye mahkemesi başkan veya hâkimi ve sulh hâkiminin duruşmaya ilişkin olmayan kararları aleyhine itiraz olunabilir.

Şahid, ehlihibre ve diğer şahıslar da kendilerine müteallik kararlar aleyhine itiraz edebilirler.

İTİRAZ OLUNABİLEN VEYA OLUNAMAYAN MAHKEME KARARLARI

MADDE 298 - Mahkeme kararları aleyhine itiraz edilemez.

(Değişik 2. fıkra: 3842 - 18.11.1992) Tutuklamaya, tutukluluğun devamına, hacze ve üçüncü şahıslara ilişkin kararlar hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz.

İTİRAZIN TETKİKİ MERCİLERİ VE USULÜ

MADDE 299 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:

1. (...) (Madde 299 un 1. fıkrasının 1 numaralı bendi, 21.5.1985 tarih ve 2306 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

2. Sulh hâkiminin kararlarına karşı yapılan itirazların incelenmesi yargı çevresi içinde bulundukları asliye mahkemesi başkan veya hâkimine aittir.

Sulh işleri asliye hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanınındır. Sulh işleri asliye mahkemesi üye veya üye yardımcılarından biri tarafından görülüyorsa itirazı incelemeye o mahkemenin başkanı yetkilidir.

3. (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Mahkeme naibi ve istinabe olunan hâkim kararları aleyhine yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları asliye veya ağır ceza mahkemesinin hâkim veya başkanına ve asliye mahkemesi hâkim ve başkanı tarafından verilen kararlar aleyhindeki itirazların incelenmesi yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden fazla dairesi bulunması halinde, numara olarak kendisini takip eden daireye; son numaralı daire için bir numaralı daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi bulunması halinde ise, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir.

4. Yargıtay dairelerinin esas mahkeme sıfatı ile baktıkları davalardaki ilk ve son duruşmalarda itirazları:

A) Yargıtay üyesinin kararı aleyhine mensup oldukları daire başkanı,

B) Yargıtay daire başkanının kararı aleyhine diğer daire başkanı,

C) Yargıtay dairesinin kararı aleyhine diğer daire tetkik eder. Diğer daireden maksat sayı itibariyle takibeden ceza dairesidir. Sonuncu daire bahis konusu ise birinci dairedir.

Karar aleyhine yapılan itiraz, kararı veren makama verilecek bir dilekçe veya o hususta bir tutanak yazılmak üzere zabıt kâtibine yapılacak bir beyan ile olur. Tutanak beyanını ve imzayı mahkeme başkanı veya hâkim tasdik eder.

Acele hallerde itiraz, incelemeyi yapacak makama da arz olunabilir.

Kararına itiraz olunan makam, itirazı varit görürse o kararı düzeltir. Aksi takdirde hemen ve nihayet üç gün içinde itarazı incelemeye yetkili olan mercie gönderir.

İTİRAZ ÜZERİNE İCRANIN TEHİRİ

MADDE 300 - İtiraz istidasının verilmesi, aleyhine itiraz olunan kararın icrasını tehir etmez.

Şukadar ki kararına itiraz olunan makam veya bu itirazı tetkik edecek merci icranın tehirini emredebilir.

İTİRAZIN HASMA TEBLİĞİ VE TAHKİKAT YAPILMASI

MADDE 301 - İtirazı tetkik edecek merci, yazı ile cevap verebilmesi için itarazı hasma bildirebilir. Bu merci lüzum gördüğü tahkikatın yapılmasını emir veya kendisi ifa edebilir.

İTİRAZIN ÜZERİNE KARAR

MADDE 302 - Kanunda yazılı olan haller müstesna olmak üzere itaraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Şukadar ki icabında Cumhuriyet müddeiumumisi dinlenir.

İtiraz varit görülürse bunu tetkik eden merci aynı zamanda itirazını mevzuu olan mesele hakkında da karar verir.

İTİRAZ ÜZERİNE VERİLEN KARARLAR

MADDE 303 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Ancak, merci sanığın tutuklanmasına karar verirse, acele itiraz yoluna gidilebilir.

ACELE İTİRAZ USULÜ

MADDE 304 - Acele itiraz halinde aşağıda yazılı hükümler tatbik edilir:

İtiraz, 33 üncü maddeye göre alâkadarın kararı öğrendiği günden itibaren bir hafta içinde olmak lâzımdır.

Acelelik kabul edilmese dahi itiraz istidasının onu tetkik edecek mercie verilmesi bu mehlin muhafazasını temin eder.

Hâkimler, aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunan kararlarını kendileri değiştiremezler.

ÜÇÜNCÜ FASIL

TEMYİZ

TEMYİZİ KABİL OLAN VE OLMAYAN HÜKÜMLER

MADDE 305 - (Değişik: 2789 - 21.01.1983) Ceza Mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir. Ancak, onbeş sene ve ondan yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalar ile ölüm cezalarına ait hükümler hiç bir harç ve masrafa tabi olmaksızın Yargıtayca re'sen tetkik olunur.

1. (Değişik: 3842 - 18.11.1992) İkimilyon liraya kadar (ikimilyon dahil) para cezalarına dair olan hükümler,

2. (Değişik: 3842 - 18.11.1992) Yukarı sınırı onmilyon lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,

3. Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler,

Temyiz olunamaz.

Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz. Ancak haklarında 343 üncü madde hükümleri dairesinde Yargıtaya başvurulabilir.

HÜKÜMDEN EVVELKİ KARARLARIN TEMYİZİ

MADDE 306 - Hükümden evvel verilip hükme esas teşkil eden kararlar dahi hükümle bertaraf temyiz olunabilir.

TEMYİZ SEBEBİ

MADDE 307 - Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur.

Hukuki bir kaidenin tabik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir.

KANUNA MUHALEFET HALLERİ

MADDE 308 - Aşağıda yazılı hallerde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.

1 - Mahkemenin kanun dairesinde teşekkül etmemiş olması,

2 - Hâkimlik vazifesine iştirakten kanunen memnu olan bir hâkimin hükme iştirak etmesi,

3 - Makbul şüpheden dolayı hakkında ret talebi vâkı olupta bu talep kabul olunduğu halde hâkimin hükme iştirak etmesi yahut bu talebin kanuna mugayir olarak reddolunması suretiyle hâkimin hükme iştirak ettirilmesi,

4 - Mahkemenin kanuna muhalif olarak dâvaya bakmağa kendini vazifeli veya salâhiyetli görmesi,

5 - Cumhuriyet Müddeiumumisi yahut kanunen vücudu lâzım diğer şahsın gıyabında duruşma yapılması,

6 - Şifahi bir duruşma neticesi olarak verilen hükümde aleni muhakeme kaidesinin ihlâl edilmesi,

7 - Hükmün esbabı mucibeyi ihtiva etmemesi,

8 - Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme karariyle müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması.

MAZNUNUN LEHİNE OLAN KAİDELERE MUHALEFET

MADDE 309 - Maznunun lehine olan hukuki kaidelere muhalefet, maznunun aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Müddeiumumiliğine bir hak vermez.

TEMYİZ TALEBİ VE SÜRESİ

MADDE 310 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime tasdik ettirilir.

Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda oluşmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.

Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir.

ESKİ HALE GETİRME MÜDDETİ İÇİNDE TEMYİZ MÜDDETİNİN CEREYANI

MADDE 311 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Maznun aleyhine gıyaben sadır olan hükümlerde eski hale getirme talebinin müddeti içinde temyiz müddeti de cereyan eder. Maznun, eski hale getirme talebinde bulunur ise bu talebin reddi ihtimalini nazara alarak müddeti içinde istidaname vermek veya zabıt kâtibine bir beyan yapmakla temyiz talebinde bulunmalıdır. Bu halde temyize taallûk eyliyen işler eski hale getirme talebi hakkında karar verilinciye kadar tehir olunur.

(...) (Madde 311 in 2. fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 2306 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

Eski hale getirme talebinden bulunmaksızın temyiz yoluna gidilmiş ise bu muamele; eski hale getirmek talebi hakkından vaz geçmeği gösterir.

TEMYİZ İSTİDASININ TESİRİ

MADDE 312 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Müddeti içinde verilen temyiz istidası hükmün kat'ileşmesine mâni olur. Hüküm, temyiz eden tarafa esbabı mucibesile tefhim edilmemişse temyiz olunduğuna mahkemenin ıttılaından bir hafta içinde tebliğ edilir.

TEMYİZ İSTİDASI VE İHTİVA EDECEĞİ NOKTALAR

MADDE 313 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını taleb etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut lâyihasında gösterir.

Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukukî bir kaideye mi yoksa kanunî diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci halde kanuna muhalif olan vak'alar izah olunur.

İHTİYARİ TEMYİZ LAYİHASI

MADDE 314 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Temyiz dilekçesinde veya beyanında temyiz sebepleri gösterilmemişse temyiz dilekçesi için belirlenen sürenin bitmesinden yahut gerekçeli karar henüz tebliğ edilmemişse tebliğinden itibaren bir hafta içinde hükmü temyiz olunan mahkemeye bu sebepleri ihtiva eden bir layiha da verilebilir. Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde, temyiz sebeplerini göstermemiş ise; temyiz isteğinin sanığın lehinde veya aleyhinde olduğunu açıkça belirtmesi gerekir.

Lâyihanın verilmemesi veya istida veya beyanda temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mâni değildir.

Temyiz maznun tarafından yapılmış ise bu lâyihalar kendisi veya müdafi tarafından imza edilerek verilir.

Müdafii yoksa maznun bu hususta bir zabıt varakası tutulmak üzere zabıt kâtibine yapacağı bir beyanla esbabı mucibesini dermeyan edebilir. Bu zabıt varakası reis veya hâkim tasdik ettirilir.

TEMYİZ TALEBİNİN KABULE ŞAYAN OLMAMASINDAN DOLAYI HÜKMÜ VEREN MAHKEMECE REDDİ

MADDE 315 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.5.1985) Temyiz isteği kanuni sürenin geçmesinden sonra yapılmış veya temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmişse veya temyiz edenin buna hakkı yoksa, hükmü temyiz olunan mahkeme bir karar ile temyiz dilekçesini redder.

Temyiz eden taraf red kararının kendisine tebliğinden itibaren bir hafta Temyiz Mahkemesinden bu hususta bir karar verilmesini taleb edebilir. Bu takdirde dosya Temyiz Mahkemesine gönderilir. Şu kadar ki, bu sebepten dolayı hükmün infazı tehir olunmaz.

TEMYİZ İSTİDA VE LAYİHASININ TEBLİĞİ VE CEVABI

MADDE 316 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) 315 inci maddeye göre hükmü veren mahkemece reddedilmiyen temyiz talebine dair istida ve varsa yalnız lâyihanın bir sureti temyiz talebinde bulunan tarafın hasmına tebliğ olunur. Hasım tarafı bir hafta içinde yazı ile cevabı verebilir.

Temyiz eden tarafın hasmı maznun ise bu hususta bir zabıt varakası tutulmak üzere zabıt kâtibine yapılacak bir beyanla da cevabını verebilir. Cevap lâyihası verildikten veya bunun için muayyen müddet bittikten sonra dava dosyası Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından temyiz mahkemesine verilmek üzere Cumhuriyet Başmüddeiumumiliğine gönderilir.

(Ek fıkra: 4778 - 2.1.2003 / m.2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname taraflara ilgili dairece tebliğ olunur. (Değişik 3. fıkra: 4829 - 19.3.2003 / m.20) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsî davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevap verebilir.

(Ek 4. fıkra: 4829 - 19.3.2003 / m.20) Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, Tebligat Kanununun 35 inci maddesine göre ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur.

YARGITAYCA TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİ

MADDE 317 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Yargıtay, süresi içinde temyiz dilekçesinin verilmediğini veya beyanının yapıldığını, hükmün temyiz edilemez olduğunu, temyiz edenin buna hakkı olmadığını görürse, temyiz isteğini reddeder, görmezse incelemesini yapar.

AĞIR CEZA HÜKÜMLERİNİN TETKİKİNDE DURUŞMA

MADDE 318 - Ağır cezaya mütaallik hükümlerde Temyiz Mahkemesi tetkikatını maznunun temyiz istidasındaki talebi üzerine veya dilerse resen duruşma icrası suretiyle yapar. Duruşma gününden maznuna veya talebi üzerine müdafiine haber verilir. Maznun duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini vekâletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil ettirebilir.

Maznun mevkuf ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde bulunamaz.

DURUŞMADA USUL

MADDE 319 - Temyiz Mahkemesinde duruşma raportör âza tarafından işin izahı ile başlar. Bu âzanın duruşmadan önce raporunu tanzim ve imza ile dosyaya koymuş olması lâzımdır.

Raportör âzanın izahatını müteakıp Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, maznun ve müdafii iddialarını beyan ve bunları izah için söz alırlar. Bunlar arasında temyizi talep etmiş olan taraf önce dinlenir. Son söz maznunundur.

TEMYİZ MAHKEMESİNCE TETKİK EDİLECEK NOKTALAR

MADDE 320 - Temyiz mahkemesi, temyiz istida ve lâyihasında irat olunan hususlar ile temyiz talebi usule ait noksanlardan dolayı olmuş ise temyiz istidasında bu cihete dair beyan edilecek vakıalar hakkında tetkikler yapabileceği gibi hükme tesiri olacak derecede kanuna muhalefet edilmiş olduğunu görürse talepte mevcut olmasa dahi bu hususu tetkik eder.

313 üncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen müstenidattan başka temyiz müddeasını teyit için yeniden müstenidat göstermeğe lüzum yoktur.

Bununla beraber böyle müstenidat arzolunmuşsa kabul olunur.

TEMYİZ MAHKEMESİNCE HÜKMÜN BOZULMASI

MADDE 321 - Temyiz Mahkemesi, aleyhine itiraz olunan hükmü hangi cihetten kanuna muhalif görmüşse o cihetten bozar.

Hükmün bozulmasına sebep olan kanuna muhalefet keyfiyeti, bu hükme esas olarak tesbit edilen vakıalarda olmuş ise bu muameleler dahi aynı zamanda bozulur.

TEMYİZ MAHKEMESİNCE DAVANIN ESASINA HÜKMEDİLECEK HALLER VE KARAR TASHİHİ

MADDE 322 - (Değişik 1. fıkra: 1696 - 5.3.1973) Hükme esas olarak tespit edilen vakıalara tatbikinde kanuna muhalefet edilmesinden dolayı o hüküm bozulmuş ise Yargıtay aşağıda yazılı olan hallerde kendisi davasının esasına hükmeder.

1. Vakıanın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraete veya davanın düşmesine yahut aşağı-yukarı haddi olmayan sabit bir cezaya hükmolunması icabederse,

2. Yargıtay Başsavcılığının iddiasına uygun olarak suçluya kanunda yazılı cezanın en aşağı derecesini uygulamayı uygun görürse,

3. Mahkemece sabit görülen suçun unsurları ve vasfı ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise,

4. Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun suçun cezasını azaltmış ve mahkemece suçluya ceza tayininde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç sayılmamış olmaktan dolayı birinci halde daha az bir cezanın hükmü ve ikinci halde hiç ceza hokmolunmaması gerekirse,

5. Açıkça tespit edilmiş olan suçlunun doğum ve suç tarihlerine göre ceza tayininde gerekli indirme yapılmamış veya yanlış olarak indirme yapılmış ise,

6. Arttırma veya indirme sonu ceza müddeti veya miktarını tayinde maddî hata yapılmış ise,

7. Hükmedilmiş olan ceza yerine Ceza Kanununun 29 uncu maddesince adlî tevbih kararı verilmesi icabederse,

8. Ceza Kanununun 29 uncu maddesindeki tertibin gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise,

9. (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık yapılmışsa.

Sair hallerde Temyiz Mahkemesi işi yeniden tetkik ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan mahkemeye veya o derecede diğer civar bir mahkemeye gönderir.

Cezayı müstelzim suç daha dun derecedeki bir mahkemenin vazifesi dahilinde ise Temyiz Mahkemesi işi o mahkemeye gönderebilir.

Ceza dairelerinden birinin kararına karşı Cumhuriyet Başmüddeiumumisi, ilâmın kendisine verildiği tarihten otuz gün içinde Ceza Umumî Heyetine itiraz edebilir.

Ceza dairelerinin veya Ceza Umumî Heyetinin kararlarına karşı tashihi karar usulü ancak hükmün ve kararın zat ve mahiyetine doğrudan doğruya müessir olmak üzere temyiz istida veya lâyihasında veya tebliğnamede dermeyan olunan bir hususun ve bunlar haricinde esas hükme müessir noksan ve hataların temyizen nazara alınmıyarak meskûtünanh kalması hallerinde caridir.

(Değişik son fıkra: 3206 - 21.05.1985) Karar düzeltilmesini istemek yetkisi Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Bu talep üzerine Yargıtay incelemesi, asıl ilâmı vermiş olan daire veya Genel Kurulca yapılır. Karar düzeltme talebinin; dosyanın mahalline iadesini müteakip hükmün infazı için Cumhuriyet savcılığınca ödeme emri veya davetiyenin hükümlüye tebliği veya yakalama müzekkeresinin infazına başlandığı tarihten, mahalline gönderilmesi gerekmeyen dosyalar için de Cumhuriyet Baysavcılığı tarafında ilgili Cumhuriyet savcılığı aracılığı ile yapılacak tebligattan itibaren bir ay içerisinde yapılması gerekir. Mahallî Cumhuriyet savcısı, bu süre içinde ilgililerin başvurusu üzerine, düşüncesiyle birlikte evrakı gereği takdir edilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Ancak bu durum infazın geri bırakılmasını gerektirmez. Cumhuriyet Başsavcısı durumu inceleyip düzeltme talebini uygun gördüğü takdirde infazın geri bırakılmasını derhal mahalline bildirir ve ondan sonra gereğini yapar. Mahallî Cumhuriyet savcısı da re'sen Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak karar düzeltme isteğinde bulunabilir. Ancak bu halde bir aylık süre kaydı aranmaz. Karar düzeltme talebi reddelirse bir daha karar düzeltme talebinde bulunulamaz.

VAZİFESİZLİK VEYA SALAHİYETSİZLİK SEBEBİYLE BOZULAN HÜKMÜN NEREYE GÖNDERİLECEĞİ

MADDE 323 - Hüküm, mahkemenin haksız olarak kendisini vazifeli veya salâhiyetli görmesinden dolayı bozulmuşsa Temyiz Mahkemesi aynı zamanda işi vazifeli veya salâhiyetli mahkemeye gönderir.

YARGITAYDA HÜKMÜN TEFHİMİ

MADDE 324 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Hüküm, 261 inci madde hükmüne göre tefhim edilir. Bu mümkün olmadığı takdirde duruşmanın bitiminden itibaren bir hafta içinde karar verilir.

HÜKMÜN BOZULMASININ DİĞER MAZNUNLARA SİRAYETİ

MADDE 325 - Hüküm, cezanın tatbikatında kanuna muhalefet edilmesinden dolayı maznun lehine olarak bozulmuşsa ve bozulan cihetlerin temyiz talebinde bulunamamış olan diğer maznunlara da tatbikı kabil olursa bu maznunlar dâhi temyiz talebinde bulunmuşçasına hükmün bozulmasından istifade ederler.

DAVAYA YENİDEN BAKACAK MAHKEMENİN

HAK VE MECBURİYETLERİ

MADDE 326 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.

Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir.

Yargıtaydan verilen bozma kararına mahkemelerin ısrar hakkı vardır. Israr üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir.

Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.

DÖRDÜNCÜ KİTAP

BİRİNCİ FASIL

MUHAKEMENİN İADESİ VE YAZILI EMİR

MAHKUMUN LEHİNE MUHAKEMENİN İADESİ SEBEPLERİ

MADDE 327 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Kat'ileşen bir hükümle neticelenmiş olan bir dava aşağıda yazılı hallerde mahkûmun lehine olarak muhakemenin iadesi yolile tekrar görülür:

1 - Duruşmada ihticaç olunan ve hükme tesir eden bir vesikanın sahteliği tebeyyün ederse.

2 - Yemin verilerek dinlenmiş olan bir şahid veya ehlihibrenin hükme müessir olacak surette mahkûm aleyhine kasd veya ihmal ile hakikat hilâfında şahidlikte bulunduğu veya rey verdiği anlaşılırsa.

3 - Bizzat mahkûm tarafından sebebiyet verilmiş olan kusur müstesna olmak üzere hükme iştirak etmiş olan hâkimlerden biri aleyhine ceza tatbikatını ve kanuni bir ceza ile mahkûmiyeti istilzam edecek mahiyette olarak vazifelerini ifada kusur etmişse.

4 - Ceza hükmü, hukuk mahkemesinin bir hükmüne müstenid olup da bu hüküm kat'ileşmiş olan diğer bir hüküm ile bozulmuş ise.

5 - Yeni vakıalar veya yeni deliller dermeyan edilip de bunlar yalnız başına veya evvelce irad edilen delillerle birlikte nazara alındıkları takdirde maznunun beraetini veya daha hafif bir cezayı havi kanun hükmünün tatbiki ile mahkûm olmasını istilzam edebilecek mahiyette olursa.

6- (Ek: 4793 - 23.1.2003 / m.3) Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu halde, muhakemenin iadesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde istenebilir.

Şu kadar ki kabahat hükümleri hakkında ancak evvelce mahkûm tarafından öğrenilmemiş olan veya kendi kusurile olmıyarak evvelce irad edilmemiş bulunan vakıalar veya deliller dermeyan olunabilir.

MADDE 327/a.- (Ek: 4771 - 3.8.2002 / m.7 a - Yürürlük m.13) Kesinleşmiş bir ceza hükmünün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiği saptandığında ihlalin niteliği ve ağırlığı bakımından Sözleşmenin 41 inci maddesine göre hükmedilmiş olan tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurduğu anlaşılırsa; Adalet Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuruda bulunan veya yasal temsilcisi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl içinde Yargıtay Birinci Başkanlığından muhakemenin iadesi isteminde bulunabilirler.

Bu istem, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca incelenir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince saptanan ihlalin sonuçları tazminatla giderilmiş veya istem süresi içinde yapılmamış ise reddine; aksi halde, dosyanın davaya bakması için kararı veren mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmaksızın kesin olarak karar verir. (*)

(*) 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı kanunun geçici 2. maddesi hükmü gereğince eklenen 327/a maddesi yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.
MADDE 327/a.- (...) (Madde 327/a, 4.2.2003 tarih ve 25014 sayılı R.G.'de yayımlanan, 23.1.2003 tarih ve 4793 sayılı Kanunun 5. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

İCRANIN TEHİRİ

MADDE 328 - Muhakemenin iadesi talebi hükmün icrasını tehir etmez. Şukadar ki mahkeme icranın tehir veya tevkifine karar verebilir.

MUHAKEMENİN İADESİNE MANİ OLMAYAN HALLER

MADDE 329 - Hükmün icra edilmiş olması ve hattâ mahkûmun ölümü muhakemenin iadesi talebine mâni olamaz.

Ölüm halinde ölenin karısı veya kocası, usulü, füruu, erkek veya kız kardeşleri muhakemenin iadesi talebinde bulunabilirler.

MAHKUMUN ALEYHİNE MUHAKEMENİN İADESİ SEBEPLERİ

MADDE 330 - (Değişik: 3207 - 07.06.1937) Katîleşen bir hüküm ile neticelenmiş olan bir dâva aşağıda yazılı hallerde maznun veya mahkûmun aleyhine olarak muhakemenin iadesi yolu ile tekrar görülür:

1 - Duruşmada maznunun veya mahkûmun lehine ihticaç olunan ve hükme müessir olmuş bulunan bir vesikanın sahteliği tebeyyün ederse;

2 - Yemin verilerek dinlenmiş olan bir şahit veya ehlihibrenin hükme müessir olacak surette maznun veya mahkûm lehine kasıt veya ihmal ile hakikat hilâfına şahitlikte bulunduğu veya rey verdiği anlaşılırsa;

3 - Hükme iştirak etmiş olan hâkimlerden biri aleyhine ceza tatbikatını ve kanuni bir ceza ile mahkûmiyeti istilzam edecek mahiyette olarak vazifelerini ifada kusur etmiş ise;

4 - Maznun beraat ettikten sonra suça müteallik itimada şayan bir ikrarda bulunmuş ise.

MUHAKEMENİN İADESİ CAİZ OLMAYAN HAL

MADDE 331 - Kanunun aynı maddesinde münderiç hudut içinde olmak üzere cezanın tadili maksadiyle muhakemenin iadesi caiz değildir.

İADE SEBEPLERİNDEN OLAN CEZAYI MUCİP BİR SUÇA İSTİNAT EDEN İADE TALEPLERİNİN KABULÜ ŞARTLARI

MADDE 332 - Cezayı müstelzim bir suçun vücuduna istinat eden muhakemenin iadesi talebi ancak o suçtan dolayı katileşmiş bir hüküm bulunduğu veya delillerin yokluğundan başka sebepler yüzünden takibat ve tahkikatın icra ve devamı mümkün olamadığı takdirde kabul olunur.

İADE TALEBİ HAKKINDA TATBİK OLUNACAK HÜKÜMLER

MADDE 333 - Kanun yollarına müracaat hakkındaki umumi hükümler muhakemenin iadesi talebi hakkında dahi caridir.

İADE TALEBİNİN NELERİ İHTİVA EDECEĞİ VE NASIL YAPILACAĞI

MADDE 334 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Muhakemenin iadesi talebi bu talebin kanunî sebeplerile sübut delillerini ihtiva eder.

Maznun veya 329 uncu maddenin ikinci fıkrasında gösterilen kimseler muhakemenin iadesi talebini bir istida ile yahut bu hususta bir zabıt varakası tutulmak üzere mahkeme kâtibine yapacakları bir beyanla dermeyan edebilir.

İADE TALEBİNİN KABULE ŞAYAN OLMADIĞI KARARI VE MERCİİ

MADDE 335 - Muhakemenin iadesi talebiyle hükmüne itiraz olunan mahkeme bu talebin kabule şayan olup olmadığına karar verir. Temyizi dâva üzerine Temyiz Mahkemesince verilmiş olan bir hükmün mevzuunu teşkil eden dâvanın muhakemesinin iadesi talep olunupta gösterilen sebepler 327 veya 330 uncu maddelerin üçüncü numaralarında yazılı sebeplerden başkaları ise muhakemenin iadesi talebine karar vermek salâhiyeti evvelce hükmü temyiz edilmiş bulunan mahkemeye aittir.

Muhakemenin iadesi talebinin kabule şayan olup olmadığına dair olan karar duruşma yapılmaksızın verilir.

(Ek son fıkra: 4771 - 3.8.2002 / m.7 b - Yürürlük m.13) 327/a maddesi hükümleri saklıdır. (*)
_____

(*) 3.8.2002 tarihli ve 4771 sayılı kanunun geçici 2. maddesi hükmü gereğince eklenen 327/a maddesi yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.
_____
(...) (Madde 335 in son fıkrası, 4.2.2003 tarih ve 25014 sayılı R.G.'de yayımlanan, 23.1.2003 tarih ve 4793 sayılı Kanunun 5. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

İADE TALEBİNİN KABULE ŞAYAN OLMAMASI SEBEPLERİ VE KABULÜ HALİNDE YAPILACAK MUAMELE


MADDE 336 - Muhakemenin iadesi talebi kanunda muayyen şekilde dermeyan edilmemiş veya muhakemenin iadesini icap ettirecek kanuni hiç bir sebep gösterilmemiş yahut bunu teyit edebilecek sübut delilleri beyan edilmemiş ise bu talep kabule şayan olmamak noktasından reddedilir.

Aksi halde muhakemenin iadesi talebi, bir diyeceği varsa bildirmek üzere bir mehil tâyin edilerek hasım tarafına tebliğ olunur.

DELİLLERİN TOPLANMASI

MADDE 337 - Mahkeme muhakemenin iadesi talebini esas itibariyle kabul ederse icabında delillerin toplanmasını bir naibe veya istinabe hâkimine havale eder.

Dinlenecek şahitlere veya ehlihibreye yemin verilip verilmemesini mahkeme takdir eder.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Delillerin toplanması sırasında ilgililerin hazır bulunmaları hakkında, hazırlık tahkikatına ilişkin hükümler uygulanır.

Delillerin toplanması bittikten sonra Cumhuriyet Müddeiumumisi ve maznun tâyin edilecek mehil içinde mütalâa ve mülâhazalarını beyana davet olunur.

İADE TALEBİNİN ESASSIZ OLMASINDAN DOLAYI REDDİ, AKSİ TAKDİRDE DURUŞMA

MADDE 338 - Muhakenenin iadesi talebinde serdolunan iddialar kâfi derecede teeyyüt etmez yahut 327 ve 330 uncu maddelerin birinci ve ikinci numaralarında yazılı hallerde işin vaziyetine nazaran bunların evvelce verilmiş olan hükme hiç bir tesiri olmadığı anlaşılırsa muhakemenin iadesi talebi esassız olması noktasından duruşma yapılmaksızın reddedilir.

Aksi halde mahkeme muhakemenin iadesine ve yeniden duruşmanın icrasına karar verir.

DURUŞMA YAPILMAKSIZIN İADE TALEBİNİN TETKİKİ

MADDE 339 - Mahkûm vefat etmişse mahkeme yeniden duruşma yapmaksızın ve fakat icabında iktiza eden delilleri topladıktan sonra ya mahkûmun beraetine veya muhakemenin iadesinin reddine karar verir.

Sair hallerde dahi mahkeme bu hususta kâfi delil varsa yine duruşma yapmaksızın mahkûmun derhal beraetine karar verir.

Şukadar ki takibat hukuku âmme dâvasının açılması suretiyle vukubulmuşsa zikredilen karar ancak Cumhuriyet Müddeiumumisinin muvafık mütalâasiyle verilebilir.

Mahkeme beraet karariyle beraber evvelki hükmün iptalini de karar altına alır.

Muhakemenin iadesi talebinde bulunan kimse isterse, masrafı Hazineye ait olmak üzere evvelki hükmün iptali Resmî Gazete ile ilân olunacağı gibi mahkemenin tensibine göre diğer gazetelerle de ilân edilebilir.

İADE TALEBİ HAKKINDAKİ KARAR ALEYHİNE ACELE İTİRAZ

MADDE 340 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) 336 ve 338 inci maddeler gereğince verilen kararlara karşı acele itiraz yoluna gidilebilir.

YENİDEN DURUŞMA NETİCESİNDE VERİLECEK HÜKÜM

MADDE 341 - Yeniden yapılacak duruşma neticesinde mahkeme ya evvelki hükmü tasdik eder veya iptal ile dâva hakkında yeni baştan hüküm verir.

Muhakemenin iadesi talebi yalnız mahkûm tarafından olur yahut mahkûmun lehine olarak Cumhuriyet Müddeiumumisi veya 291 inci maddede gösterilen kimseler tarafından yapılırsa yeniden verilecek hüküm evvelki hüküm ile tâyin edilmiş olan cezadan daha ağır bir cezayı ihtiva edemez.

HAKSIZ ÇIKANDAN ALINACAK PARA CEZASI

MADDE 342 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Muhakemenin iadesi talebinde bulunan hükümlü haksız çıkar ve kötü niyetli olursa onbin liradan ellibin liraya kadar ağır para cezası da hükmolunur.

YAZILI EMİR İLE BOZMA

MADDE 343 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Hâkim tarafından ve mahkemelerden verilen ve Temyiz Mahkemesince tetkik edilmeksizin kat'ileşen karar ve hükümlerde kanuna muhalefet edildiğini haber alırsa adliye Vekili, o karar veya hükmün bozulması için Temyiz Mahkemesine müracaat etmesi için Cumhuriyet Başmüddeiumumiliğine yazılı emir verebilir. Bu emirde bozulmayı müstelzim kanunî sebepler gösterilir.

Cumhuriyet Başmüddeiumumisi tebliğnamesine yalnız bu sebepleri yazar ve dosyayı Temyiz Mahkemesine verir.

Temyiz Mahkemesi dermeyan olunan sebepleri varid görürse karar ve hükmü bozar.

Mahkemelerden davanın esasına da şamil olarak verilen hükümlerin bu suretle bozulması alâkadar kimseler aleyhine tesir etmez.

Bozulma, bu kimselerin lehine ise aşağıda yazıldığı gibi muamele olunur:

1 - Varid görülen bozma sebepleri mahkûm olan kimsenin cezasının tamamile kaldırılmasını müstelzim ise, Temyiz Mahkemesi evvelce hükmolunan cezanın çektirilmesini kararında ayrıca yazar.

2 - Varid görülen bozma sebepleri mahkûm olan kimsenin cezasının tamamile kaldırılmasını müstelzim olmayıp da hafif bir cezanın tatbikını mucib ise, Temyiz Mahkemesi tatbiki iktiza eden cezanın neden ibaret olduğunu da kararında gösterir.

(Değişik son fıkra: 3206 - 21.05.1985) Eğer bozma davanın esasını halletmeyen mahkeme kararları hakkında ise, yeniden yapılacak inceleme ve araştarma neticesine göre gereken karar verilir.

BEŞİNCİ KİTAP

SUÇTAN MAĞDUR OLAN KİMSELERİN DAVAYA İŞTİRAKİ


BİRİNCİ FASIL

ŞAHSİ DAVA

SUÇUN ŞAHSİ DAVA AÇMAKLA TAKİBİ HALLERİ


MADDE 344 - Aşağıda yazılı hallerde önce Cumhuriyet Müddeiumumisinin iştirakini tahrike hacet olmaksızın zarar gören kimsel şahsi dâva açmak suretiyle suçu doğrudan doğruya takip edebilir:

1 - Ceza Kanununun 191 inci maddesinin son fıkrasında yazılı tehdit.

2 - Ceza Kanununun 193 üncü maddesinin birinci fıkrasında yazılı haneye taarruz.

3 - Ceza Kanununun 195 ve 197 nci maddelerinde yazılı gayrın sırrını ifşa.

4 - Ceza Kanununun 456 ncı maddesinin son fıkrasında ve 459 uncu maddesinin bir numarasında yazılı müessir fiiller.

5. (Değişik: 3445 - 11.05.1988) Ceza kanununun 480 ve 482 nci maddelerinde yazılı hakaret ve sövme,

(şu kadar ki, bu suçlar Ceza Kanununun 164 ve 166 ncı maddelerinde yazılı mahiyette olursa veya neşir yoluyla veya radyo ve televizyon veya benzeri kitle haberleşme araçlarıyla işlenmişse usulüne göre Cumhuriyet savcıları tarafından takip olunur.)

6 - Ceza Kanununun 516 ncı maddesinin birinci fıkrasında ve 518 inci maddesinde yazılı izrar ve tahrip.

7 - Ticaret Kanununun 64 ve 65 inci maddelerinde yazılı gayri kanuni rekabet.

8 - Hususi nizamlar ve kanunlarda yazılı edebî ve sınai mülkiyetlere ve güzel sanatlar mülkiyetine mütaallik suçlar.

Mağdur olan kimsenin kanuni mümessili varsa şahsi dâva açmak ona aittir.

Mağdur bir cemiyet veya şirket olupda hukuk işlerinde bu sıfatla dâva açmak ehliyetini haiz ise dâva salâhiyeti bu cemiyet veya şirketi temsil edenler tarafından kullanılır.

BİR SUÇTAN DOLAYI BİRDEN FAZLA KİMSELERİN ŞAHSİ DAVA HAKLARINI NASIL KULLANACAKLARI

MADDE 345 - Bir suçtan dolayı birden fazla kimselerin şahsi dâva açmağa hakları varsa bu haklarını yekdiğerinden ayrı olarak kullanabilirler.

Bununla beraber şahsi dâva alâkadarlardan biri tarafından açılmışsa diğerleri o dâvaya girebilirler ve girdikleri zamanda dava ne halde ise ancak o halde iştirak ederler.

İşin esasına ait olsa bile sadır olan bütün kararlar şahsi dâva açmamış olan ve aynı vaziyette bulunan alâkadarlara karşı dahi maznun lehine tesir eder.

AMMENİN MENFAATİ NOKTASINDAN C.M.U.SİNİN DAVA HAKKI

MADDE 346 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) 344 üncü maddede yazılı hallerde alâkadarların müracaatı üzerine Cümhuriyet Müddeiumumisinin hukuku âmme davasını açabilmesi ancak âmme menfaatinin bulunmasına bağlıdır.

ŞAHSİ DAVA MUHAKEMESİNDE CUMHURİYET MÜDDEİUMUMİSİNİN VAZİYETİ

MADDE 347 - Şahsi bir dâva üzerine açılan muhakemeye Cumhuriyet Müddeiumumisi iştirake mecbur değildir.

Cumhuriyet Müddeiumumisi işin her halinde ve hüküm katileşinceye kadar bir beyan ile takibata başlayabilir.

Cumhuriyet Müddeiumumisinin kanun yollarından birine müracaat etmesi, takibata başlandığını gösterir. Cumhuriyet Müddeiumumisi takibata başlarsa ondan sonra cereyan edecek muameleler, bu kitabın ikinci faslında yazılı ve mağdur şahsın müdahaleci sıfatiyle müdahalesine müteallik hükümler dairesinde yürütülür.

DAVACININ YANINDA MÜDAFİ BULUNDURULMASI VEYA KENDİNİ TEMSİL ETTİRMESİ

MADDE 348 - Dâvacı yalnız olarak veya kendisine yardım için yanında bir avukat veya dâvavekili bulundurarak hazır bulunabileceği gibi vekâletnameyi haiz bir avukat veya dâvavekili tarafından da temsil edilebilir.

Bu son halde avukat veya dâvavekiline yapılacak tebligat dâvacıya yapılmış gibidir.

DAVACININ TEMİNAT VERMESİ

MADDE 349 - Hukuk Muhakemeleri Usulleri Kanunu hükmünce müddeialeyhin talebi üzerine masrafların verilmesi için dâvacının teminat vermeğe mecbur olduğu hallerde dâvacı Devlet hazinesine ve maznuna isabet etmesi ihtimali olan masrafların ödenmesi için kefalet vermekle mükelleftir.

Kefalet para veya Devlet esham ve tahvilleri verilmesi suretiyle yapılır.

Kefaletin miktarı ve bunun verilmesi için tâyin edilecek mehil ve adlî müzaherete nailiyet hakkında, hukuk işlerinde cari hükümler tatbik olunur.

ŞAHSİ DAVANIN AÇILMASI

MADDE 350 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Şahsî dava, bu hususta bir tutanak düzenlenmek üzere zabıt kâtibine yapılacak bir beyan ile veya suçun niteliğine göre sulh veya aslilye hâkimine verilecek bir dilekçe ile açılır. Beyan ve dilekçenin 163 üncü maddenin ikinci fıkrasında gösterilen şartlara uygun olması gerekir. Dilekçe sanık sayısından bir fazla olarak verilir.

Beyan ve dilekçede, istenen şahsî hakkın neden ibaret olduğu gösterilir.

MAZNUNA, MESUL BİLMALE VE MÜDDEİUMUMİYE TEBLİGAT

MADDE 351 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Şahsî dava bundan evvelki maddede gösterilen hükümlere uygun olarak açılmış ise tayin edilecek mehil içinde diyeceklerini bildirmek üzere bu beyan veya istida maznuna ve işte mesul bilmal bulunup da onun hakkında dahi dava açılmış ise mesul bilmale ve ıttıla hasıl etmek üzere Cumhuriyet Müddeiumumisine tebliğ edilir.

SULH VE ASLİYE HAKİMİNİN VERECEĞİ KARAR

 

MADDE 352 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Sanık ve varsa malen sorumlu olan, cevaplarını bildirdikten veya süre geçtikten sonra sulh veya asliye hâkimi duruşmanın açılmasına veya davanın reddine karar verir.

DAVANIN AÇILMASI ÜZERİNE YAPILACAK MUAMELE

MADDE 353 - Bundan sonraki usul muameleleri hukuku âmme dâvasının cereyanına taallûk eden hükümlere uygun olarak yapılır.

Şahsi dâva yoliyle takip olunan bir iş ağır ceza işlerini gören mahkemede takip olunan bir cürümle birleştirilemez.

ŞAHSİ DAVACININ HAKLARI

MADDE 354 - Hukuku âmme dâvasında Cumhuriyet Müddeiumumisi nasıl dinlenirse şahsi dâvada dahi dâvacı celbolunarak öylece dinlenir. Hukuku âmme dâvasında Cumhuriyet Müddeiumumisine tebliğ edilmek lâzımgelen her karar, şahsi dâvada da dâvacıya tebliğ olunur.

Şukadar ki celpnameler zabıt kâtibi tarafından tebliğ edilir.

Dâvacıya duruşma için tebliğ edilen celpname ile duruşma günü arasında en az bir hafta müddet bulunmalıdır.

Dâvacı avukatı veya dâvavekili hâkimin müsaadesiyle mahkeme kâtibinin huzurunda dosyadan malûmat alabilirler.

ÇAĞRILMASI İCAP EDEN ŞAHİT VE EHLİHİBRENİN TAYİN VE CELP VE DAVETİ

MADDE 355 - Mahkeme reisi kimlerin şahit ve ehlihibre olarak duruşmaya çağırılmaları icap edeceğini evvelden tâyin eder.

Dâvacı ve maznun ve varsa mesulü bilmal doğrudan doğruya celp ve davet hakkını aynı derecede haizdirler.

MAZNUNUN YANINDA MÜDAFİ BULUNDURMASI VEYA KENDİNİ TEMSİL ETTİRMESİ


MADDE 356 - Maznun yalnız olarak veya kendisine yardım için yanında bir avukat veya dâvavekili bulundurarak hazır bulunabileceği gibi vekâletnameyi haiz bir avukat veya dâvavekili tarafından kendisini temsil ettirebilir.

Mahkeme gerek dâvacının ve gerek maznunun bizzat hazır bulunmalarını emredebilir ve maznun hakkında ihzar müzekkeresi dahi verebilir.

MAZNUNUN KARŞILIKLI DAVASI

MADDE 357 - Şahsi dâva açan mutazarrıra karşı maznun muhakemenin bittiği bildirilinciye kadar karşılıklı bir dâva ile dâvacının mahkûmiyetini istiyebilir.

Bu takdirde asıl ve karşılıklı dâvalar birlikte hükmolunur.

Asıl dâvadan vazgeçilmesi karşılıklı dâvanın görülüp hükmolunmasına mâni olmaz.

MAHKÜMİYET KARARİYLE BERABER ŞAHSİ DAVA ÜZERİNE VERİLECEK KARARLAR

MADDE 358 - Maznun mahkûm olursa mahkeme şahsi hak talebi hakkında da hüküm verir.

Şukadar ki zararın vücuduna veya miktarına ait tetkiklerin, duruşmanın uzamasını veya hükmün tehirini mucip olacağı anlaşılırsa mahkeme bu cihet hakkında dâvacının hukuk mahkemesine müracaat edebileceğine karar vererek hükmünü yalnız ceza tâyinine hasredebilir.

USUL MUAMELELERİNİN DURDURULMASI

MADDE 359 - Dâvanın tahkik ve tetkikından sonra mahkeme sabit addedilen vakıaların bu fasılda münderiç muhakeme usulü tatbik olunmıyacak suçlardan bulunduğunu görürse bu sebepten dolayı usule ait muamelelerin durdurulmasına hükmeder ve dâva evrakını Cumhuriyet Müddeiumumiliğine verir.

DAVACININ KANUN YOLLARINA MÜRACAAT HAKKI

MADDE 360 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Şahsî dava açmakla takib olunan işlerde davacı, hukuku âmme davasının açılmasile görülen işlerde Cumhuriyet Müddeiumumisinin müracaat edebileceği kanun yollarına gidebilir.

330 uncu maddede gösterilen muhakemenin iadesi talebleri hakkında da aynı hüküm caridir.

294 üncü madde hükümleri, davacı tarafından yapılan müracaatlarda da tatbik olunur.

Temyiz veya muhakemenin iadesi talebi davacı veya avukatı yahut dava vekili tarafından verilecek bir istida veya bir zabıt varakası tutulmak üzere yapılacak beyanla olur. Bu zabıt varakası reis veya hâkime tasdik ettirilir.

316 ncı maddede yazılı olan evrak, hukuku âmme davası üzerine takib edilen usulde muayyen şekillere göre Cumhuriyet Müddeiumumisine verilir ve onun tarafından gönderilir.

Temyiz istidası ve varsa lâyihası temyizi istiyen tarafın hasmına mahkeme kâtibi tarafından tebliğ edilir.

DAVADAN VAZGEÇİLMESİ

MADDE 361 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Davacı, hükmün tefhimine kadar davadan vazgeçebilir. Şu kadar ki, Ceza Kanununun 460 ve 489 uncu maddeleri hükmü bakidir.

Cumhuriyet Müddeiumumisinin davaya müdahale ve iştirak etmediği hallerde davacı bizzat duruşmaya gelmez veya bir müdafi tarafından temsil edilmez yahut mahkeme bizzat huzurunu emretmişken duruşmanın herhangi bir celsesinde bulunmaz veyahut mahkeme kendisine bir mehil tayin edip de buna riayet olunmaması şahsî davadan vazgeçmesini intaç edeceği bildirilmiş iken bu mehle riayet etmezse davadan vaz geçmiş sayılır.

Davacı 41 ve 42 nci maddelerde gösterilen şartlar dairesinde gıyabında verilen hükmün tebliğinden bir hafta içinde eski hale getirme talebinde bulunabilir.

VAZGEÇİLEN DAVANIN AÇILAMIYACAĞI

MADDE 362 - Vazgeçilen dâva bir daha açılamaz.

MİRASÇILARIN TAKİP HAKKI

MADDE 363 - Dâvacı ölürse mirasçıları takibata devam edebilir.

Ceza Kanununun hakaret ve sövme fiilleri hakkındaki hükümleri mahfuzdur.

VAZGEÇMENİN TEBLİĞİ

MADDE 364 - Dâvadan vazgeçilmesi, maznun ve mesulü bilmale tebliğ olunur.

İKİNCİ FASIL

MÜDAHALE YOLİLE DAVA

HUKUKU AMME DAVASINA İLTİHAK

MADDE 365 - (Değişik: 3207 - 07.06.1937) Suçtan zarar gören her şahıs tahkikatın her halinde müdahale yolu ile hukuku âmme dâvasına iltihak edebilir.

Bu suretle âmme dâvasına iltihak edenler şahsi haklarını da isteyebilirler.

MÜDAHALE USULÜ

MADDE 366 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Müdahale, merciine verilecek bir istida veya zabıt varakası tutulmak üzere zabıt kâtibine yapılacak bir beyanla olur. Bu zabıt varakası reis veya hâkime tasdik ettirilir.

Bu merci Cumhuriyet Müddeiumumisini dinledikten sonra davaya müdahale talebinin kabule şayan olup olmadığına karar verir

Davaya müdahale eden kefalet vermekle mükellef değildir.

DAHİLİ DAVANIN HAİZ OLDUĞU HAKLAR

MADDE 367 - Müdahale talebi kabul edildiği anda dahili dâva olan kimse şahsî dâva müddeisinin haiz olduğu aynı haklardan istifade eder.

MÜDAHALENİN DAVAYI DURDURAMAYACAĞI

MADDE 368 - Müdahale dâvayı durdurmaz.

Tarihi tâyin edilmiş olan duruşma ve muhakeme usulüne mütaallik sair muameleler -vaktin darlığından dolayı dâvaya dahil olan kimse celbolunamıyacak veya haberdar edilmiyecek olsa bile- muayyen günde yapılır.

MÜDAHALEDEN EVVELKİ KARARLARA DAHİLİ DAVANIN İTİRAZI

MADDE 369 - Müdahaleden evvel sadır olup da Cumhuriyet Müddeiumumisine tebliğ edilen kararların dahili dâvaya tebliğine ihtiyaç yoktur.

Bu karar aleyhine kanun yoluna müracaat için Cumhuriyet Müddeiumumisinin tabi olduğu mehlin geçmesiyle dâvaya dahil olan dahi müracaat hakkını kaybeder.

HÜKMÜN DAHİLİ DAVAYA TEBLİĞİ

MADDE 370 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Davaya dahil olan kimse veya mümessili son tahkikata gelmezse sadır olacak hüküm davaya dahil olan kimseye tebliğ olunur.

DAHİLİ DAVANIN KANUN YOLUNA MÜRACAATI

MADDE 371 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Davaya dahil olan şahıs Cumhuriyet Müddeiumumisine bağlı kalmaksızın kanun yoluna müracaat edebilir.

Kabul olunmıyan karar, davaya müdahale edenin müracaatı üzerine bozulursa Cumhuriyet Müddeiumumisi işi yeniden takibe mecburdur.

MÜDAHALENİN HÜKÜMSÜZ KALMASI

MADDE 372 - Dâvaya dâhil olan kimse vazgeçerse müdahale hükümsüz kalır.

ALTINCI KİTAP

MUHAKEMENİN İDARESİ VE MÜZAKERE USULÜ


BİRİNCİ FASIL

DURUŞMA CELSELERİNİN ALENİYETİ VE İNZIBATI

DURUŞMANIN ALENİYETİ VE GİZLİ YAPILABİLECEĞİ HALLER

MADDE 373 - (Değişik 1. fıkra: 1696 - 05.03.1973) Duruşma herkese açıktır. Ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde duruşmanın bir kısmının veya tamamının gizli olmasına mahkeme karar verebilir.

Duruşmanın gizli olması kararı ve sebepleri aleni olarak tefhim olunacağı gibi dahi herhalde aleni tefhim olunur.

ALENİYETİN KALDIRILMASI HAKKINDAKİ DURUŞMANIN GİZLİLİĞİ

MADDE 374 - Yukardaki maddede gösterilen hallerde aleniyetin kaldırılması talebine dair yapılacak duruşma talep üzerine veya mahkemece tensip olunursa gizli olur.

MECBURİ GİZLİLİK


MADDE 375 - On beş yaşını henüz bitirmemiş olan çocuklara ait duruşma mutlaka gizli olur.

Hüküm dahi gizli tefhim olunur.

GİZLİLİK KARARININ VE SEBEPLERİNİN YAZILMASI

MADDE 376 - Aleniyetin kaldırılması kararı, sebepleriyle beraber zapta yazılır.

GİZLİ DURUŞMALARDA BULUNABİLME MÜSAADESİ

MADDE 377 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Gzli yapılan duruşmalarda mahkeme bazı kimselerin hazır bulunmasına müsaade edebilir. Bu halde başkan, bunlara duruşmanın gizli olmasını gerektiren keyfiyetlerin açıklanmamasını tembih eder.

Gizli yapılan duruşmalarda icra kılınan muhakemenin yayımı yasaktır.

Açık duruşmalarda cereyan eden muhakeme millî güvenliğe veya genel ahlâka veya kişilerin haysiyet, şeref ve haklarına dokunacak veya suç işlemeye kışkırtacak mahiyette ise mahkeme bunları önlemek amacı ile ve bu amacın gerektirdiği ölçüde muhakemenin kısmen veya tamamen yayınlanmasını yasaklar ve kararını açık olarak tefhim eder.

(Değişik 4. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Açık ve gizli muhakemeleri yasağa aykırı olarak yayınlayanlar beşyüzbin liradan ikimilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.

Bu madde hükmü hukuk muhakeme usullerinde dahi caridir.

DURUŞMA İNZIBATI

MADDE 378 - Duruşmanın inzıbatı reise aittir.

Duruşmanın inzıbatını bozan her şahsı reis, muhakeme salonundan çıkartır.

Reis muhakemede bulunması muvafık görülmiyen küçüklerin muhakeme salonundan bulunmalarına müdaade etmez.

İNZIBATI CEZALAR

MADDE 379 - Muhakeme sırasında bir kimse mahkemeye karşı münasip olmıyan bir kavil veya fiilde bulunursa reis tarafından mahkeme karariyle derhal tevkifhaneye gönderilir ve yirmi dört saat içinde sorguya çekilerek inzıbatı mahiyette olmak üzere bir haftaya kadar hafif hapis veya yirmi beş liraya kadar hafif para cezasiyle cezalandırılmasına mahkemece karar verilir. Bu karar kat'idir.

(Ek fıkra: 2369 - 07.01.1981) 378 inci madde uyarınca duruşma salonundan çıkarılan veya bu maddenin birinci fıkrasına göre tutuklanan kimse sanık veya müdahil ise, sonra gelen oturumda da duruşmayı önemli ölçüde aksatacak davranışlara devam edeceği anlaşılır ve hazır bulunması gerekli görülmezse yokluğunda duruşmaya devam olunmasına mahkemece karar verilebilir. Bu karar, esasa ilişkin iddia ve savunmanın yapılmasına engel olacak biçimde uygulanamaz.

DURUŞMA SIRASINDA İŞLENEN SUÇ HAKKINDAKİ MUAMELE

MADDE 380 - Bir kimse duruşma esnasında bir suç işlerse mahkeme vakıayı tesbit ve bu hususta tanzim edeceği zabıt varakasını salâhiyetli makama gönderir lüzum görürse failin tevkifine de karar verir.

İKİNCİ FASIL

MÜZAKERE VE REY VERME USULÜ

DURUŞMA VE KARARLARDA BULUNABİLECEK HAKİMLER

MADDE 381 - Duruşma ve kararlarda kanunun tâyin ettiği adedde hâkimlerin bulunması şarttır.

Bir celsede bitmeyecek duruşmalarda mazereti dolayısiyle bulunmaması ihtimali olan âzanın yerine geçmek ve reye iştirak etmek üzere ihtiyat âza bulundurulabilir.

MÜZAKEREYE İŞTİRAK EDECEK HAKİMLER

MADDE 382 - Müzakerede ancak hükme iştirak edecek hâkimler bulunur.

Reis, mahkeme nezdinde staj yapmakta olan hukuk mezunlarının müzakere sırasında hazır bulunmalarına müsaade edebilir.

MÜZAKERENİN İDARESİ

MADDE 383 - Müzkerenini idaresi ve hallolunacak meselelerin tertibi reise aittir.

REYE İŞTİRAK MECBURİYETİ


MADDE 384 - Bir mesele hakkında ekalliyette kaldığından bahisle bir hâkim reye iştirakten imtina edemez.

REYLERİN DAĞILMASI HALİNDE EKSERİYETİN TEMİNİ

MADDE 385 - Reyler dağılırsa maznunun en ziyade aleyhine olan rey, ekseriyet hâsıl oluncaya kadar kendisine daha yakın olan reye ilâve olunur.

Reis kıdemsiz âzadan başlayarak ayrı ayrı rey toplar ve en sonra kendi reyini verir.

YEDİNCİ KİTAP

HUSUSİ MUHAKEME USULLERİ


BİRİNCİ FASIL

SULH HAKİMLERİNİN CEZA KARARNAMELERİ

DURUŞMASIZ CEZA KARARNAMELERİ

MADDE 386 - (Değişik 1. fıkra: 2369 - 07.01.1981) Sulh mahkemelerinin görevi içinde bulunan suçlara sulh hâkimi, duruşma yapmaksızın bir ceza kararnamesi ile karar verebilir.

(Değişik 2. fıkra: 2369 - 07.01.1981) Bu ceza kararnamesi ile ancak hafif veya ağır para cezasına veya nihayet üç aya kadar hafif hapis veya bir meslek ve sanatın icrasının tatiline veya müsadereye yahut bunlardan bir kaçına veya hepsine hükmedebilir.

Ceza kararnamesiyle hükmedilecek hafif hapis cezası yerine "Cezaların İnfazı hakkında Kanun" gereğince para cezası da hükmolunabilir.

DURUŞMA YAPILMAMASININ MAHZURLU GÖRÜLMESİ

MADDE 387 - Sulh hâkimi evvel emirde duruşma yapmaksızın ceza tertibini mahzurlu görürse işin duruşması için bir gün tâyin eder.

KARARNAMEDE YAZILMASI LAZIM GELEN HUSUSLAR

MADDE 388 - Ceza kararnamesi tertip edilmiş olan cezadan başka işlenmiş olan suçu, tatbik edilen kanun maddelerini sübut delillerini ve kararnamenin tebliği tarihinden itibaren sekiz gün içinde sulh mahkemesine bir istida takdimi veya bu hususta bir zabıt varakası yapılmak üzere mahkeme kâtibine

yapılacak bir beyan ile itiraz olunabileceği ve aksi halde ceza kararnamesinin icra edileceğini ihtiva eder. Bu zabıt varakası hâkime tasdik ettirilir.

Mahkûm müddet bitmeden evvel itirazından vaz geçebilir.

İTİRAZ OLUNMAYAN CEZA KARARNAMELERİNİN KAT'İLEŞMESİ

MADDE 389 - Muayyen müddeti içinde aleyhine itiraz olunmayan ceza kararnameleri kat'ileşir.

CEZA KARARNAMESİNE İTİRAZ

MADDE 390 - (Değişik: 1696 - 05.03.1973) Ceza kararnamesi ile hafif hapis cezasına hükmedilmişse itiraz üzerine duruşma yapılır. Şu kadar ki, sanık duruşmadan evvel itirazından vazgeçerse duruşmaya mahal kalmaz.

Duruşmada sanığı müdafiî temsil edebilir. Hâkim itiraz üzerine vereceği hükümde evvelki karar ile bağlı değildir.

(Değişik son fıkra: 2369 - 07.01.1981) Ceza kararnamesiyle hafif veya ağır para cezasına ya da muayyen bir meslek veya sanatın tatiline veya müsadereye yahut bunlardan birkaçına veya hepsine hükmedilmişse itiraz üzerine asliye mahkemesi başkan veya hâkimi 301, 302 ve 303 ncü madde hükümlerine göre itirazı inceler. Bu halde itiraz dilekçesinin verilmesi, aleyhine itiraz olunan ceza kararnamesinin icrasını durdurur.

İTİRAZIN REDDİ

MADDE 391 - Maznun, mazereti olmaksızın duruşmaya gelmez ve bir müdafi de göndermezse tetkika hacet kalmaksızın itiraz reddolunur.

Ceza kararnamesi aleyhine itiraz müddetini geçirmesinden dolayı eski hale getirme talebi kabul edilmiş olan maznunun duruşmaya gelmemesi sebebiyle itirazı reddolunmuşsa buna karşı bir daha eski hale getirme talebinde bulunamaz.

İKİNCİ FASIL

MÜSADERE USULÜ

MÜSADERE TALEBİNİN MERCİİ

MADDE 392 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Ceza Kanunun 36 ncı maddesi ile diğer maddelerine ve hususi kanunlar hükmüne göre belirli eşyanın müsaderesi veya imhası yahut kullanımdan kaldırılması gerekli olan hallerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bu hususta bir karar verilmemişse bu tedbirlerin her türlü takiplerden ayrı olarak alınması için Cumhuriyet savcısı veya davacı tarafından yapılacak talep esas davayı görmekle yetkili mahkemeye verilir.

Suç mevzuu olmayıp munhasıran müsadereye tâbi bulunan eşyanın müsaderesine sulh hâkimi tarafından duruşma yapılmaksızın, karar verilir. Bu karar aleyhine alâkadarlar acele itiraz yoluna müracaat edebilirler.

MÜSADERE DURUŞMASI VE KARAR HAKKINDAKİ HÜKÜMLER

MADDE 393 - Duruşma ve karar hakkında duruşmaya müteallik hükümler tatbik olunur.

Müsadere veya imha olunacak yahut istimalden kaldırılacak eşya üzerinde hakkı olan kimseler de mümkünse duruşmaya davet olunur. Bunlar maznunun haiz olduğu hakları kullanabilirler ve vekâletnameyi haiz bir müdafi ile kendilerini temsil ettirebilirler.

Davete icabet etmemeleri muameleleri tehir etmez ve hükmün verilmesine mâni olmaz.

MÜSADERE KARARINA KARŞI KONUN YOLLARINA

MÜRACAAT HAKKINI HAİZ OLANLAR

MADDE 394 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Müsadere hükümlerine karşı Cumhuriyet Müddeiumumisi, davacı ve 393 üncü maddede muayyen olan kimseler için kanun yolları açıktır.

SEKİZİNCİ KİTAP

CEZALARIN İNFAZI VE MUHAKEME MASRAFLARI


BİRİNCİ FASIL

CEZALARIN İNFAZI

İNFAZIN ŞARTI

MADDE 395 - Mahkûmiyet hükümleri kat'ileşmedikçe icra olunamaz.

İNFAZIN NEYE MÜSTENİT OLACAĞI VE KİMİN TARAFINDAN TAKİP EDİLECEĞİ

MADDE 396 - Cezanın infazı mahkemeden verilen ve aslına mutabık ve icrası kabil olduğu reis veya hâkim tarafından tasdik edilen hüküm fıkrası sureti üzerine Cumhuriyet Müddeiumumisi tarafından takip olunur.

MADDE 397: 398 - (...) (Madde 397, 398, 9.7.1953 tarih ve 6123 sayılı kanunun ilgili maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

HÜRRİYET TAHDİD EDEN CEZALARIN TEHİRİ SEBEPLERİ

MADDE 399 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Akıl hastalığına tutulan mahkûmlar hakkında hürriyeti bağlayıcı cezanın infazı iyileştikten sonraya bırakılır.

Diğer bir hastalık dahi hürriyeti bağlayıcı bir cezanın infazı halinde mahkûmun hayatı için kat'î bir tehlike teşkil ediyorsa bu hastalıkta dahi aynı hüküm tatbik olunur.

Hürriyeti bağlayıcı bir cezanın infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş veya anasından başka birine verilmiş olursa doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur.

MAHKÜMUN TALEBİYLE İNFAZIN TEHİRİ

MADDE 400 - Ağır hapisten maada iki sene ve daha aşağı müddetle hürriyeti tahdit eden cezaların derhal infazı, mahkûm veya ailesi için mahkûmiyetin gayesi haricinde ağır bir zarara mucip olacağı anlaşılırsa mahkûmun talebi üzerine cezanın infazı tehir olunabilir. Tehir müddeti dört ayı geçemez.

Tehir talebinin tervici bir teminat gösterilmesine veya diğer bir şarta talik edilebilir.

CEZASINI ÇEKMEYE GELMEYEN VEYA KAÇACAĞINDAN ŞÜPHE EDİLEN HÜKÜMLÜLERE YAPILACAK İŞLEM

MADDE 401 - (Değişik: 3206 - 21.05.1985) Hükümlü cezasını çekmek göre yapılan davete rağmen gelmez veya kaçacağı hakkında şüphe uyandırır veya kaçar veya saklanırsa Cumhuriyet savcısı hürriyeti bağlayıcı cezanın infazını sağlamak için bir yakalama müzekkeresi verir.

HÜKMÜN TEFSİRİNDE VEYA CEZANIN İNFAZINDA TEREDDÜT

MADDE 402 - Bir mahkûmiyet hükmünün tefsirinde veya tâyin olunan cezanın hesabında tereddüt edilir yahut cezanın kısmen veya tamamen infazı lâzım gelmeyeceği iddia olunursa bu bapta mahkemeden bir karar istenir.

399 uncu madde dairesinde cezanın tehiri talebinin reddi aleyhinde vukubulan muhalefetlerde aynı hüküm caridir.

Bu müracaatlar cezanın infazını tehir etmez. Şukadar ki mahkeme infazın tehirini veya tatilini emredebilir.

BİRDEN FAZLA HÜKÜMLERDEKİ CEZALARIN CEM'İ

MADDE 403 - Bir kimse hakkında başka başka kat'ileşmiş hükümler verilir ve mahkemece cezaların içtimaı kaidesinin tatbik edilmemiş olduğu görülürse Ceza Kanununun bu hususa müteallik ahkâmı dairesinde bir ceza tâyini için mahkemeden karar istenir.

HASTAHANEDE GEÇEN MÜDDETİN CEZAYA MAHSUBU

MADDE 404 - Cezanın infazına başladıktan sonra hastalık münasebetiyle mahkûmun hapishane hastahanesinden başka bir hastahaneye kaldırılması halinde hastahanede geçirdiği müddet, cezadan indirilir.

Şukadar ki cezanın infazını tatil için mahkûm hastalığını kendisi vücuda getirmişse bu hükümden istifade edemez.

Bu son halde Cumhuriyet Müddeiumumisi mahkemeden bir karar almakla mükelleftir.

İNFAZ SIRASINDA VERİLECEK KARARLARIN MERCİİ VE USULÜ

MADDE 405 - Cezanın infazı sırasında mahkemeden alınması lâzımgelen kararla (402-404 üncü maddeler) duruşma yapılmaksızın verilir. Karar verilmeden evvel iddiaları neticesini bildirmek üzere Cumhuriyet Müddeiumumisi ve mahkûma müsaade olunur.

403 üncü madde mucibince cezaların içtimaı kaidesi veçhile bir ceza tâyini lâzım geldiğinde bu bapta hüküm vermek salâhiyeti, en ağır neviden cezayı hükmetmiş olan, ve eğer cezalar aynı neviden ise en fazla cezayı hükmetmiş bulunan ve fakat bu halde birden fazla mahkemeler salâhiyetli ise son hükmü vermiş olan mahkemeye aittir. Hükümlerden biri doğrudan doğruya Temyiz Mahkemesinden verilmiş ise içtima kaidesinin tatbikı salâhiyeti Temyiz Mahkemesine aittir.

Temyiz Mahkemesinden başka mahkemeler tarafından verilmiş olan bu kararlar aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunabilir.

İKİNCİ FASIL

MUHAKEME MASRAFLARI

MAHKEME MASRAFLARININ TAYİNİ

MADDE 406 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Hükümler ve kararnamelerle tahkikatın düşmesine dair olan kararlar muhakeme masraflarının dahi kime tahmil olunacağını tayin eder.

Masrafların miktarile iki taraftan birinin diğerine ödemesi lâzımgelen paranın miktarını hâkim veya reis tayin eder. Şahsî hakların tahsiline dair olan kararların infazı icra ve iflâs Kanunu hükümlerine tabidir.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Devlete ait mahkeme masraflarına ilişkin kararlar Harçlar Kanunu hükümlerine göre infaz olunur.

MAHKUMUN MÜKELLEFİYETİ

MADDE 407 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Mahkûmiyet halinde hukuku âmme davasının hazırlanması masrafları da dahil olmak üzere bütün masraflar mahkûma tahmil olunur. Hüküm kat'ileşmeden mahkûm ölürse mirasçıları masrafları ödemekle mükellef değildir.

BİRDEN FAZLA SUÇLARDA KISMEN MAHKUMİYETTE VE BİR SUÇTA BİRDEN FAZLA KİMSELERİN MAHKUMİYETİNDE MASRAFLAR

MADDE 408 - Birden fazla suçlardan dolayı aleyhinde takibat yapılmış olan kimse bunların bir kısmından mahkûm olmuş ise beraet ettiği suçların duruşmasının icap ettirdiği masrafları ödemekle mükellef değildir.

Aynı suçtan dolayı müşterek fail olmak üzere mahkûm olanlar muhakeme masrafından birbirine müteselsilen kefil olarak mes'uldürler.

Ancak ceza infazının ve tevkifin intaç ettiği masraflara bu hüküm tatbik olunmaz.

BERAAT HALİNDE MASRAF

MADDE 409 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Beraatına karar verilen kimse ancak kendi kusurundan ileri gelen masrafı vermeye mahkûm olur.

Bir kimsenin evvelce ödemek mecburiyetinde kaldığı masraflar Devlet Hazinesine tahmil olunabilir.

KARŞILIKLI HAKARET DAVALARINDA MASRAF

MADDE 410 - Birbirine haraket ve sövme dâvalarındaki taraflardan birinin veya her ikisinin cezalarının düşmesi, bunlardan birinin veya her iki tarafın masrafları ödemeğe mahkûm olmalarına mâni olmaz.

CÜRÜM UYDURMA VE İFTİRA GİBİ HALLERDE MASRAF


MADDE 411 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) Cürüm uydurma veya iftira suretile yahut ağır bir kayıdsızlıkla yalan ihbarda bulunup da velevki adliye haricinde olsun bir tahkikat icrasını tahrik etmiş olan kimse mahkemece dinlendikten sonra bu tahkikatın Devlet hazinesine veya maznuna iras ettiği masrafları ödemeğe mahkûm edilebilir.

(...) (Madde 411 in 2. fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82 inci maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

Hazırlık tahkikatı neticesinde hukuku amme davasının açılmasına mahal görülemediği takdirde bu hususta verilecek karar Cumhuriyet Müddeiumumisinin talebi üzerine sulh hâkimi tarafından verilir.

Bu husustaki karar aleyhine acele itiraz olunabilir.

ŞAHSİ DAVADAN VAZ GEÇME HALİNDE MASRAF


MADDE 412 - Doğrudan doğruya şahsi hukuk talebi üzerine yapılan takibatta dâvacının vaz geçmesinden dolayı takibatın düşmesine karar verilirse masraflar dâvacıya yükletilir.

ŞAHSİ DAVA ÜZERİNE MAHKUMİYET HALİNDE MASRAF

MADDE 413 - Şahsi dâva üzerine görülen işlerde mahkûm dâvacı tarafından yapılan lüzumlu masrafları ödemeğe de mahkûm olur.

Dâvacının şahsi hukukuna kısmen hükmolunmuş ise mahkeme, muhakemenin icap ettirdiği masraflarla dâvacı ve maznunun ödemek ıztırarında kaldıkları masrafları bu nispette taksim eder.

(Değişik 3. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Sanığın beraatına, davanın düşmesine veya reddine karar verilirse sanığın ödemek mecburiyetinde kaldığı masraflar davacıya yükletilir.

Bir dâvada birden fazla dâvacı ve birden fazla maznun bulunursa masrafların ödenmesinde bunlar birbirlerine müteselsilen kefil olarak mesuldürler.

Bu maddede bahsedilen masraflar, şahsi hukukun isbatı zımnında mecburi seyahat için sarfedilen veya şahit ve ehlihibreye verilecek olan masraf ve tazminatı dahi ihtiva eder. Avukat ve dâva vekilleri ücretleri dahi böyledir.

ŞAHSİ DAVA İLE HUKUKU AMME DAVASI İKAMESİ NETİCESİNDEKİ MASRAFI

MADDE 414 - (Değişik: 3006 - 08.06.1936) (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) 168 inci maddede beyan olunan halde kamu davası açılıp da neticede sanığın beraatına, davanın düşmesine veya reddine karar verilirse, dilekçe veren hakkında 413 üncü maddenin ikinciden beşinciye kadar olan fıkralarındaki hükümler uygulanır.

Bununla beraber mahkeme veya hâkim halin icabına göre müstedinin kısmen veya tamamen masraftan mesul olmamasına karar verir. Mahkeme veya hâkim masraflar hakkında karar vermezden evvel müstediyi dinler, meğerki müstedinin davaya dahil olmak hakkı olmıya.

KANUN YOLLARINA MÜRACAAT NETİCESİNDE MASRAF

MADDE 415 - Kanun yollarından birine müracaat eden taraf, bu müracaatı geri almasından veya reddolunmasından ileri gelen masrafları öder. Kanun yollarına müracaat eden Cumhuriyet Müddeiumumisi ise maznunun ödemek mecburiyetinde bulunduğu masraflar Devlet Hazinesine yükletilir.

Kanun yoluna müracaat edenin talebi kısmen kabul olunmuş ise mahkeme münasip gördüğü veçhile masrfları taksim eder.

Kat'ileşmiş bir hüküm ile neticelenen bir duruşma hakkındaki muhakemenin iadesi talebinden ileri gelen masraflar hakkında dahi aynı hüküm caridir.

Eski hale getirme talebinden doğan masraflar hasım tarafının esassız muhalefetinden hâsıl değilse, bu talebi dermeyan edene yükletilir.

DOKUZUNCU KİTAP

MEMNU HAKLARIN İADESİ

MERCİ

MADDE 416 - Memnu hakların iadesi istidası mahkûmun ikametgâhı olan yerin tabi bulunduğu ağır ceza işlerini gören mahkemeye verilir.

İSTİDAYA RAPTOLUNACAK EVRAK

MADDE 417 - İstidaya aşağıda yazılı evrak raptolunur:

1 - Mahkûmiyeti gösteren kararın sureti,

2 - Müsted'inin mahkûm olduğu cezanın infaz edildiğini veya kanuni sebeplerden dolayı düştüğünü ve tarihlerini ve mahkeme masraflariyle hükmolunmuş ise şahsi hakların ödendiğini müsbit evrak,

3 - Mahkûm olduğu cürümden pişman olduğunu ihsas edecek surette hüsnü hali görüldüğüne dair vesikalar.

TETKİK VE KARAR

MADDE 418 - Mahkeme bu istida üzerine arasından birini raportör tâyin eder. Raportör âza mahkûmun adlî sicil kayıtlarını celp ile beraber lüzum gördüğü malûmatı toplar ve Ceza Kanununun 122 ve 123. maddelerinde yazılı müddetlerin geçip geçmediğini hesap ettikten sonra evrakı Cumhuriyet Müddeiumumiliğine verir.

Mahkeme Cumhuriyet Müddeiumumisinin delili mütaleanamesi üzerine duruşma yapmaksızın kararını verir. Bu karar aleyhine temyize müracaat olunabilir.

RET KARARI VE TALEBİN TEKRARI

MADDE 419 - İstida reddedilirse ret kararının kat'ileştiği tarihten itibaren Ceza Kanununun 122 ve 123 üncü maddelerinde yazılı müddetler yeniden geçmedikçe memnu hakların iadesi tekrar istenemez.

İstidanın reddi bazı evrakın noksan olmasından yahut yolunda tanzim edilmemesinden ileri gelmiş ise iade her zaman yeniden istenebilir.

İADE KARARININ İLANI

MADDE 420 - Memnu hakların iadesine dair olan karar kat'ileştikten sonra müsted'i isterse Resmî Gazete ile ilân olunur.

SON MADDELER

BU KANUNA GÖRE AĞIR CEZA İŞLERİ

MADDE 421 - (Değişik: 2248 - 12.06.1979) Bu Kanuna göre ağır ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezalarını gerektiren cürümlere ilişkin davalardır.

YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILAN YASALAR

MADDE 422 - (Değişik 1. fıkra: 3206 - 21.05.1985) Ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde bu Kanunun hükümleri uygulanmak şartıyla, vali, kaymakam ve nahiye müdürlerinin memuriyet görevlerinden doğmayan veya memuriyet görevinin yapıldığı sırada işlenmeyen şahsi suçlarından dolayı haklarında umumî hükümlere göre tahkikat yapılması; nahiye müdürlerinin mensup oldukları ilçe, kaymakamların mensup oldukları il ve valilerin bulundukları il'e en yakın il Cumhuriyet savcısına aittir. Bu madde hükmüne dahil suçlarda son tahkikat yapmaya, hazırlık tahkikatının yapıldığı yerin görevli mahkemesi yetkilidir.

5 recep 1296 tarihli usulü muhakemati cezaiye kanunu muvakkati ve zeyilleri mülgadır.

Temyiz teşkilâtına dair olan kanunun hükmü bakidir. Ceza Kanununun mevkii mer'iyete vaz'ına mütaallik 825 numaralı kanunun 29 uncu maddesinin temyiz kabiliyeti hakkındaki hükmü bu kanuna göre cari olmak üzere diğer hükümleri bakidir.

Sulh Hâkimleri Kanunu ile tadil ve zeyillerinin ceza muhakemesi usulüne ait hükümleri mülgadır.

TATİL

MADDE 423 - (Değişik: 3515 - 28.06.1938) Ceza işlerini gören makam ve mahkemeler her sene temmuzun 20 sinden Eylûlun beşine kadar tatil olunur.

(Değişik 2. fıkra: 3205 - 21.05.1985) Hazırlık tahkikatı ile tutuklu işlere ait duruşmaların ve acele sayılacak diğer hususların tatil süresi içinde ne suretle yapılacağı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

Tatil zamanında Temyiz Mahkemesi yalnız mevkuflu ve meşhud suçların muhakeme usulüne dair kanuna göre görülen işlerin tedkikatını icra eder.

Tatil zamanına tesadüf eden mühletler işlemez. Bu mühletler tatilin bittiği günden itibaren üç gün uzatılmış sayılır.

MADDE 424 - Bu kanunda kullanılan ıstılahlar ve tâbirler Türk Ceza Kanununda bunların karşılğı olarak kullanılmış bulunan eski ıstılah ve tâbirler yerine kaim olmuştur.

EK MADDE 1 - (1696 - 05.03.1973) 1) Anayasa'da yer alan temel hak ve hürriyetlere ideolojik amaçlarla, Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadiyle işlenen suçlarla, bunlara murtabıt suçları;

2) Türk Ceza Kanununun 179, 180, birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ayrı olmak üzere 188, 201, 254, 255, 256, 257 ve 264 üncü maddelerinde veya 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun değişik 12 nci yahut aynı Kanunun ek maddesinin, birinci bendinde yazılı suçlar;

İşleyenler hakkında yapılacak soruşturma ve kovuşturmalar, 3005 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin (A) bendindeki mahal ve aynı Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın, bahis konusu kanun hükümlerine göre yapılır.

(...) (Ek Madde 1 in son fıkrası, 21.5.1985 tarih ve 3206 sayılı Kanunun 82. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

Askerî Mahkemelerin yetkisi saklıdır.

EK MADDE 2 - (1696 - 5.3.1973) (...) (Ek Madde 2, Anayasa Mahkemesinin 29 Ocak 1980 tarihli E.1979-38 K. 1980-11 sayılı kararıyla iptal edilmekle hükmü kalmamıştır.)

EK MADDE 3 - (1696 - 5.3.1973) (...) (Ek Madde 3, 8.51985 tarih ve 3200 sayılı Kanunun 8. maddesi hükmü gereğince yürürlükten kaldırılmıştır.)

EK MADDE 4 - (1696 - 05.03.1973) Ek birinci maddede gösterilen suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları veya hâkim yahut mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere yedi gün içinde cevap verilmesi zorunludur.

Eğer bu süre içinde istenen bilginin verilmesi imkânsız ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği bildirilir.

Bilgi istenen yazıda, yukarıdaki fıkralar hükmü ile buna aykırı hareket etmenin kanunî sonuçları yazılır.

Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kimse, üç aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.

Bu maddede yazılı suçu, haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler işlediği takdirde de umumî hükümler dairesinde işlem yapılır.

Yasama dokunulmazlığı saklıdır.

EK MADDE 5 - (3206 - 21.05.1985) Büyük şehir belediye sınırları içerisinde davayı görmekte olan mahkeme, kesin zorunluluk olmadıkça bu belediye sınırları içerisinde bulunan müdafii, şikayetçi, sanık, tanık ve bilirkişilerin istinabe yolu ile dinlenmesine karar veremez.

Naip tayin edilen mahkeme büyük şehir belediye hudutları içerisinde ise, ilgililer kendi yargı çevresinde bulunmasa dahi, büyük şehir belediye hudutları içerisinde yerine getirilmesi gereken istinabe evrakını geri çevirmeyerek gereğini yapar.

EK MADDE 6 - (3206 - 21.5.1985) Bu Kanunla kaldırılan ilk tahkikat hükümleriyle ilgili olarak; diğer kanunlarda geçen "ilk tahkikat" ibaresi "hazırlık tahkikatı" olarak değiştirilmiştir.

Diğer kanunlarda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk tahkikat hükümlerine yapılan atıflar, kamu davasının hazırlanmasına ilişkin hükümlerine yapılmış sayılır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 163 ve müteakip maddelerindeki hükümler, tahkikatı yapmakla görevli kılınanlar tarafından uygulanır.

Diğer kanunların ilk tahkikatın yapılmasını zorunlu kılan hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.

EK MADDE 7.- (Ek: 4963 - 30.7.2003 / m.5) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddelerinde yazılı suçları işleyenler hakkında soruşturma ve kovuşturmalar acele işlerden sayılır, öncelik ve ivedilikle ele alınır. Bu suçlarla ilgili davalarda duruşmalara zorunluluk olmadıkça otuz günden fazla ara verilemez, bu davalara adli tatilde de bakılır.

GEÇİCİ MADDE 1.- (4793 - 23.1.2003) Bu Kanunun 1 ve 3 üncü maddeleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır. Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin muhakemenin iadesi istemleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır.

KANUN MERİYET'İ TARİHİ

MADDE 425 - Bu kanun neşri tarihinden dört ay sonra mer'idir.

KANUNU İCRAYA MEMUR OLANLAR


MADDE 426 - Bu kanunun hükümlerini icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.